isn't the moon lovely?
Neredeyse Dangai beni ele geçiriyordu. Hâlime Tanrı bile üzülmüş olmalı ki karşıma bir mucize çıkardı.
Mezarlıkta kiraz çiçeklerini düşlerken gökyüzü pamuklarını seyrediyordum.
Arkama her yaslandığımda dizelenir gözlerimin ufkunda hayaller...
Bir ilkbahar neşesiydi aşk.
Dallarından tutku misali kanayan kırmızı papatyaların kokusunu özlemekti aşk.
Karanlık gecelere rağmen siyah yaprakların aydınlattığı berrak, güneşli günlerdi.
Pembe bulutların turuncu gökyüzü ile buluştuğu bir şarkıydı aşk.
Gün batımı ve dalgaların hüznüydü.
Ay ışığı ve yıldızların fevkalade tutkusuydu.
Aşkın en doğru hâlini,yanlış yaşayanlardan öğrendim.
Bana aşkın en doğru hâlini sorsalar “Kumda oturup sarılırken gün batımını huzurlu ve mutlu bir şekilde izlemek.” derdim.
Elbette, aşk hayallerden ibaret değil. Aşk: iki ruhun birbirini tamamlaması, iki ruhun da her daim birbirinin eksikliğini hissetmesi, heyecan ve tutkuyla dolup taşması, dünyayı daha parlak görüp her sabah güne neşeyle uyanması olmalı. Küçük bir kıvılcım ile tutuşan aşk yalnız yanmamalıdır yoksa ateşi ruhu da yakar.
Eğer inanırsanız aşk ateşi tutkulu bir sıcaklık uyandırır kalbinizde. Onu gördüğünüzde ateşlere kafa tutarsınız. Âşık olduysanız aşk ile yanan kalbinize cehennem dahi serin gelecektir.
Âşık olmak: Ateşte yanmak, yandıkça o ateşe sarılmak demektir. O ateşe sarılın, kucaklayın, sevin ve koklayın çünkü sevmek ve sevilmek benden size yadigâr.
Bizim ilişkimiz aşk ya da arkadaşlık terimlerinin yanından bile geçmezmiş, değil mi?




Yorumlar
Yorum Gönder