Son Nefesimle
Hayaller...
Kurduğumu dahi unuttuğum hayallerim vardı. Huzur, sözlüğü açınca gördüğüm ilk ve tek sözcük. Aylardır duygusuna kapılmamış, hissine varamamışım. Sadece, onsuz yaşamaya alışmışım.
Nadiren de olsa uzun süre, en azından bir-bir buçuk hafta kendime hiç vakit ayırmayıp sürekli birileriyle vakit geçirirsem nedenini bilmediğim bir duygusal spazm geçiriyorum. Daha öncesinde “Şizoid kişilik bozukluğu” olarak bahsettiğim o an, aradan belki yıl geçtikten sonra yine başıma geldi. Daha yeni bir tabir ile 'sosyal pili bitmek' de diyebiliriz fakat benim için pilimin bitmesinden farklı olan birkaç durum var. O ruh hâline girmeden bir-iki gün önce bazı belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor. Sessizleşmek, çekingenlik ve normalde olduğumdan daha donuk ve durgun olmamla başlar. O süreçte tek istediğim konfor alanıma geri dönüp biraz kendi başıma kalmak olur. Fakat eğer devam edersem kendi sınırlarımın dışına çıkıp kırılganlaşırım. Kırılganlıktan kastım alınganlık değil, bu durumun eşiğinin giderek alçalması ve tahammülümün giderek azalmasıdır. Giderek huzursuzlaşır, sessizleşirim. En sonunda o eşiği kıracak bir durumdan sonra bulunduğum ortamı terk edip giderim. Herkesten uzaklaşsam da sarılacak bir omuz ihtiyacı hissederim. Tekrar 'şarj olmam' için birkaç gün yeterlidir fakat o sürede herkesi kendimden iterim. Depresif, soğuk, okyanusun dibi gibi...
Saat öğleden sonra beş. Pencereden dışarı bakıyorum. Bu durgun birkaç dakikanın içinde yıllarca geri dönüyorum. Bu hissi yaşadığım en son zamanlara çekiliyorum. 2019'un başlarından 2022'nin sonlarına kadar, okullar kapalı, dışarıda veba cirit atarken ben bisikletimi alıp sokak sokak geziyordum tek başıma. Bazen paten bazen kaykay bazen de adımlarımla ilçemin dört bir yanında kendime ait huzurlu yerler belirliyordum. O huzurlu yerlerden biri de evimdi. Odamdan çıkıp derin bir nefes ile o huzurlu hissi en derinlerime kadar hissetmek anlatılamayacak kadar güzel bir histi. Siz de benim gibi her şeyi hissederek yaşayan biriyseniz hayat bizim gibiler için biraz farklıdır her zaman. Biz hissederiz, hisler veririz, ve bir gün aynı yerde aynı hissi bulamazsak kahroluruz. Bu, gittiğin her yere, tanıdığın herkese kalbinden, ruhundan, farklı bir parçanı bırakmak gibidir. Ruhumu bir hamurdan yarattım, içimdeki yangınlarla dünyamı yaktım, fırtınalarla prangalar, kor öfke ve hatırla dağlar yıktım. Ama en sonunda bir su damlası kadar duru, kuş tüyü kadar özgür, gök gibi sonsuzum. Bu dünyadan bir ruh geçti diyecekler. Ay'ın karanlık tarafı gibi, hep vardı ama karanlıkta saklıydı.
Düşünüyorum. Düşünülüyorum. Evet ben de akıllara gidiyorum. Hâlâ çok tuhaf geliyor. Beni düşünen insanlar var, biliyorum. “Ne düşünüyorlar acaba?” diyorum. Sorsanız söylerdim aslında, çünkü benim ne düşündüğümü bilmek çoğu zaman tahmin edilemez. Yanlış anlaşılmaktan nefret etsem de bazen beden dilimi yanlış anlaşılabilecek şekilde kullanıyorum. Oysaki sözlerim kirden uzak, yalanla husumetlidir. Aklım ve bedenim çelişebilir ama dedikleri gibi: “Fikirlere kurşun işlemez.” Beden zihnin hızına yetişemez.
Benim de bir ruhum vardı. Müziğe büyük bir tutkum, gökyüzüne vuslatım, sanata yüce bir sevdam var. Ruhumun yapı taşlarını yapboz parçaları gibi çocukluk anılarımda buluyorum. Annemle birlikte gittiğimiz konserler, saray caddesinde oturup dinlediğimiz sokak müziği yapan abiler, İstanbul'un o güzel sokaklarından kulağımıza gelen dalgalar...
Aklımdan çıkmıyor. Hayat, kafamın içindeler. Kader mi, kefaret mi? Hedef mi? O ne ki? Bu akışın içinde savrulmak mı, yoksa akıntıyla bir olmak mı? Ne istiyorum? Ne istemiyorum? Sadece ne hissettiğimi, ne olup bittiğini biliyorum. Neden böyle olduğumu, kimin neden öyle olduğunu biliyorum. Hayat, bazı ruhlara adaletsiz davrandı. Ne olduğumu, ne olmak istediğimi biliyorum. Sanatçı olmak istiyorum. Sanat için yaşamasam da sanat ile birlikte yaşamak istiyorum. Yaşayamayanlara can olmak, cansızlara yaşam olmak istiyorum.
İt oldum, kahpe oldum, günahkâr oldum, nankör oldum. Düşman oldum. Ama en kötüsü, kötü bir evlat, kötü bir kardeş oldum. Bencilliğimden haksızlıklar yaptım. Ama hepsini yaşamak için yaptım. İntihar etmemek için yaptım. Başka seçeneğim kalmadığı için yaptım. Artık dayanamadığım için yaptım. Bir noktada her şeyi bırakıp kendimi düşünmek zorundaydım. Beni de anlayın. Çıkmıyor kafamın içinden çığlıklar. Susun. Susun. Susun. Susun artık. Yıllarca insanların beklentilerini omuzlarımda taşıyarak yürüdüm. Ama ben daha nereye, ne yönde, neden yürüdüğümü bilmiyordum. Ben belki de kendi seçimlerime değil, beklentilere ezilmiştim. Özür dilerdim.
Hayat karşısında yenilmiştim. Sonucunda yüzüne tükürülesi insanlara hizmet ederken buldum kendimi. Hayatımı aşağılık insanlara mı heba edecektim? Bilmem biliyor musun, geceler boyu düşündüm. Günler ve gecelerce lanet ettim doğan güneşe. Yüzümden bencilliğin gözyaşları akıyor beyefendi. Sen hiç görmedin, gözlerimin içinde ne vardı. O kıvırcık saçlarımın altında neler saklıydı? O ejderha neden kalbimin üstüne yapıldı? Sen bilmezsin. Onlar bilmez. Ama ben seni bilirim. Çektiğin acıları; sana yaptıkları, seni kırdıkları zamanları, kimse sana el uzatmazken kendi ellerinle kazıdığın toprağı, sana zulmeden insanları... Binlerce kez sarılsam da geçmeyecek o yaralar bilirim. Beni korumak istediğini biliyorum. Avcunun içinde sıkıca saklayıp rüzgârdan koruduğun yaprak, avcunun içinde kırılarak soluyordu. Ama sen de haklısın, seni koruyan da yoktu. Haklısın, bütün o kinin, öfken, insanlara olan dargınlığın... Sevgisiz geçen çocukluğun, sürekli başkalarıyla kıyaslanan gençliğin ve büyüdüğün evde gördüğün zulümdendi. Seni anlayan, sesini duyan olmadı. Ama ben duyuyorum. Her cümlende çocukluğunun attığı çığlıkları duyuyorum. Bana istediğin kadar kızabilirsin. Ben bu yolun sonunda adam olamasam da insan oldum.
Aynaya baktığımda kavga etmiyorum. Karşıma çıkan her ne ise, onu affediyorum. Para huzur ve mutluluk getirir sanırdım. Kısmen hâlâ haklıyım fakat huzuru ve mutluluğu içinde bulmadıkça dışarıda kaç para versen de boşuna. İnsan doğası izin vermiyor buna. Dünyayı da verseler altına, sıkılırsın bir zaman sonra.
Ah, aklıma gelen bu dalgın, bu son nefes ile adını haykırsam, o merhametli ellerinle bana bir daha sarılsan... Anne...
Görüyor musun, gök yine karardı.
Duyuyor musun, kalbim yine kırıldı.
Beklenmedik bir anda...
Elveda🌙




Yorumlar
Yorum Gönder