Zihnimin Oyunları II
Zihnimin Oyunları II
İkiyüzlülükten bahset dedi biri bana. Sen daha iyi bilirsin, ben anlatamam. Seni sevdiğimi bilmene rağmen dudaklarını kirlettiğin adamlara bak... Beni kullanıp küçük sohbetlerle vicdanını temizlediğini sandın. İçini rahatlattın ve sonra önüne gelenin altına yattın. Çok yazık. Acınası bir fahişe.
Sevgi biter, şehvet doğarmış kırılan kalplerin ardında.
Anlayamıyorum.
İnsanların nasıl böyle kötü, böyle iğrenç olduğunu anlayamıyorum. Ama öyle lanet olası bir vicdan ve lüzumsuz bir empatiyle lanetlenmişim ki en kötü insanların bile kendilerince doğru veya yanlış sebepleri olduğunu, onların öyle olmasının altında travmatik yaşantıların, öznel bir doğru ve yanlış ideasının hatta onları öyle olmaya sürükleyen bir takım imkânsızlıklar, kaçırılan veya hiç sunulmayan fırsatlar ve yaşantılardan çıkarılan ve çıkarılmayan derslerin olduğunu biliyorum. Öz farkındalığım, insanları daha özünde tanımamı sağlarken, yüzüne bakılmayacak insanlara bile vicdanlı bir şekilde yaklaşmamı, onları affetmemi söylüyor. Doğru ve yanlışların belirsiz ahlâki dünyasında her insan kendince iyidir.
Kabullenişin bile bir dengesi mi var?
Anlamaya çalışıyorum. İnsanlar neden kötü biri olur? Aileden mi, çevreden mi, yoksa kendi seçimleriyle mi?.. “Bir insan bunu nasıl yapar?” değil, “Nasıl bir insan bunu yapar?” diye soruyorum hep. Neden yapar?.. Çünkü anlayamıyorum. Onur, gurur, şeref dedikleri çiğnenmiş birkaç sözcük oldu artık.
Anlamaya çalışıyorum, neden?
Neden anlamaya çalışıyorum?
Neden? Neden? Neden?..
Aldatmak, benim için kırmızı çizgidir. Hâlâ öfkelendiriyor beni ama artık daha çok soruyorum. Anlamaya çalışıyorum. Aldatmanın sebebi olmaz aslında. Belki de artık vicdanıma bir 'dur' deme zamanım geldi. Üzülüyorum biliyor musun? Sana, bana, sana göre birkaç küçük yaşantıya. Ama bu da hatırlamam gereken bir ders oldu benim için. Her kime haddinden fazla değer verirsen, onu kendi değerine kadar kırar. Başkalarının açtığı yarayı bana kusma, seni affetmek benim görevim değil. Kendini toplayıp ilerlemeye devam etmezsen kaldığın derslerin azabını çekeceksin. İşte o zaman geldiğinde insanlara yaşattığının bedelini ödeyeceksin. Ödeyebildiğin kadar.
Zihnimin Oyunları II'ye hoş geldiniz.
Bunca zaman, dini görüşümü öğrenince bana karşı tavrını tamamen değiştiren insanlarla karşılaştım. Bu, sizin karşınıza geçip domuz eti yemek gibi değil midir? Yasak değil, ahlâki açıdan da sorun yok, fakat ayıp ve etikliği tartışılır, değil mi?
Kadınların tanımadıkları erkeklere oldukça soğuk ve ilgisiz tavırlarını cinsiyetçi bulurdum önceden. Ama artık bunun bir itme dürtüsünden ziyade, önlem olduğunu düşünüyorum. Erkekler, kadınların kibar davranışlarını kimi zaman hoşlantı hatta flört olarak algılayabiliyorlar. Bu nedenle kadınlar normalden biraz daha mesafeli davranarak yanlış anlaşılma ihtimalini 0'a düşürüyor.
Aşk Kitabı'nda kadınların giyimine değinmiştim, şimdi erkeklerin duygusal zekâlarını değinmek istiyorum. Her erkekte hatta bazıları her insanda olması gerekiyor fakat günümüzde bu söyleyeceklerim pek fazla insanda yeteri kadar geliştirilmemiş yönler. Tekrardan, bu söyleyeceklerimin kendi düşünce ve görüşlerim olduğunu belirtmek istiyorum. Kimse gücenmesin.
Beyler, istediğini alana kadar durmamak yeri gelince güzeldir. Azminiz, istikrarınız, kararlılığınızın olması güzel fakat bu düşmez, yenilmez, durmak bilmezliğiniz bir başkasının özgürlüğüne dâhil oluyorsa orada durmak zorundasınız. Ne zaman ve nerede durması gerektiğini bilmeyenler yüzünden her sene binlerce masum can solup gidiyor bu dünyadan. Binlerce insanı daha iyi kavramanız için biraz açayım: muhtemelen hayatınız boyunca tanıdığınız ve tanıyacağınız herkesin bir sene içinde katledilmesinden söz ediyorum.
Birisiyle konuşurken onun konuşmada izin verdiği kadar özele girerim; haddime olmayan konuları sormam ve haddime olmayan konularda sorulmadıkça fikrimi belirtmem. Söyleyeceklerimi karşımdaki kişinin özel alanını rahatsız etmeyecek şekilde dile dökerim. “Samimiyet saygıyı azaltır.” diye bir söz var. Fakat ne kadar samimi de olsanız sizi alakadar etmeyen konularda karşınızdaki kişinin izin verdiği kadar konuşabilirsiniz. İnsanların sınırlarına saygı duyduğunuz zaman ve insanlara hak ettiğinden fazla değer vermediğiniz zaman hayat sizin için ziyadesiyle kolaylaşıyor.
Cinselliğe değinmem gerekiyormuş gibi hissettim. Sözlerimde pek fazla filtre kullanmadan aklımdakilere değineceğim. İki bedenin, iki ruhun bir olması, tenin yürek yakan sıcaklığı ve o karşı konulamayan tutku... Günümüzde anlamını, değerini yitirdi. Geleneksel düşünceye bakarsak erkekler ne kadar tecrübe sahibi, kadınlar ise ne kadar tecrübesiz, başka bir deyiş ile ne kadar 'kirlenmemiş' ise o kadar iyi kabul edilir. Modern düşüncede ise seks, yalnızca hayatın bir parçası, ilişkilerin yapı taşı ve kadın erkek fark etmeksizin tecrübeli olanın daha iyi olduğu, fakat tecrübelinin tecrübeli biriyle, aynı şekilde tecrübesiz birinin tecrübesiz biriyle ilerlemesinin daha iyi ve sağlıklı olduğu şeklinde kabul edilir. Ben bu konuda net bir kanıya varmış değilim. İçimdeki deli dolu akan kan ve şehvet beni itiyor fakat sanırım ben tecrübe edindikçe kendini 'kirli' görenlerdenim. En azından değerli, tutku ve şehvet duyduğum ama aynı zamanda kalbimin derinlerinde büyük bir yeri olan biriyle olması daha sağlıklı fikrimce. Farklı kişilerle, başka bir anlatımla tek gecelik ilişkiler aynı hazzı verebilir mi, bilmiyorum. Fakat seksin özel biriyle olması gereken özel bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama içimdeki şehvet ve içgüdüler aksini söylüyor. Tecrübesiz ve temiz kalmak mı, yoksa tecrübeli fakat az kişiyle yaşamak mı? Bence ciddi bir ilişkide cinsellik olabilir; olmalı demiyorum. Partnerler arasındaki bir cinsel hayat birçok problemi çözebilir. Birçok farklı kişiyle birlikte olmak seksin anlamını ve önemini yitirmesine neden oluyor.
Hanımlar, günümüzde erkeklerin birçoğu sizi sevdiğini söylese de sadece içgüdülerini dinliyor. Özellikle tecrübe edinmiş erkekler cinselliğe giden yolu ezberledikleri için sizi birkaç günlük eğlenceden başka bir şekilde görmüyor. Kendinize saygınız varsa ne olur insanlara karşı sınırlarınızı koruyun. Şehvet ve haz peşinde koşmak hayatta bir gayesi olmayan, ergenlik döneminde kalmış, aklını kullanamayıp hormonları ve içgüdüleri tarafından yönetilen insanların yaptığı şeylerdir. Lütfen bu yüzden erkekleri suçlamayın, erkeklerin birçoğunun duygusal zekâsı, 8 yaşındaki bir şempanzenin duygusal zekâsıyla bir. Erkekler, erkekler arasındaki 'kim daha erkek' hiyerarşisinde altta kalmaktan korkar. Kadınlar, lütfen konuştuğunuz, sevdiğiniz erkeğin sahte hâl ve tavırlarına hemencecik kanmayın. Fakat kendinizi de dışarıya kapatmayın. İnsanları daha iyi tanıyabilmek için önce kendinizi tanıyın. Sınırlarınız, kurallarınız olsun. Ne çok katı olun ne çok şeffaf. Hayat sizi sizin gibilerle karşılaştırsın. Bu bir umut mu, yoksa hakaret mi?
Değinmek istediğim bir başka konu ise gücün toplumdaki yeri ve anlamı. Güç sadece para demek değildir. Arkanda sırtını yaslayabileceğin dağ gibi bir ailen, arkadaşların ve kendin olmalı. İnsanlara statüsüne göre davranmak insanlık dışıdır bence. Fakat toplum benim gibi düşünmüyor. Bir doktor ile temizlik görevlisi arasında dağ kadar fark var. Birine imrenip diğerine acıyorlar. Fakat neticede ikisi de insan, ikisi de bu dünyanın iyiliği için çalışıyor ve ikisinin de toplumdaki önemi tartışılamaz. Ayriyeten, güç dediğimiz, statü ve maddiyatın dışında, aile ve çevredir. Zor günlerde yanında olacak insanların merhametli kucağına sarılabilecek olmak insana çok güzel bir huzur ve güven verir. Başın belaya girdiğinde, yalnız kaldığında, bir yere gitmek istediğinde, bir dertten kurtulmak istediğinde yanında olan, senin mutluluğunu kendi mutluluğu bilen insanlara çok ihtiyacımız var. Paranın bile alamayacağı dostluklar var... Bu konuda minnettarım, çünkü arkamda sağlam bir ailem, dağ gibi bir babam olmasa da her zaman beni destekleyen mükemmel dostlarım var.
İnançsız olduğumu biliyorsunuz artık. Doğduğumuz coğrafyanın, yetiştirilme tarzımızın ve çevremizin inancımız üzerinde inanılmaz etkileri vardır. Biriyle aynılıkları paylaşmak güven hissi verir insana. Hemşeri olmak, aynı hayali kurmak, aynı dine inanmak... Benim inançsız olma, dinsiz olma sebebim ise hiçbir dinin ne aklıma ne de kalbime hitap etmemesiydi. Okuduklarımda çocuk masallarından bir fark göremiyordum. Toplumun, dünyanın yönetilişine, dinlerin toplumlar üzerindeki etkisine bakarak iyice soğumuştum dinlerden. Kitaplarda geçenler bana “İyi, güzel de bunların doğru olduğuna dair tek kaynak, kendisi mi? O zaman bunun insanlar tarafından toplumu istedikleri şekilde yönetebilmek için uydurulmuş olmadığına nasıl inanacağım?” dedirtiyordu. İnsanlığı elinde tutan bir avuç palavracıya olan güvensizliğimin de etkisi olduğunu söyleyebilirim. Gözlerimin önünde bir mucize gerçekleşse dahi bunun bahsedilen Tanrı'ların işi olduğuna dair bir durum yok ortada. Zira çok uzaklaşmadan, yalnızca yirmi, otuz yıl önceye yapay zekâ, teknolojik, sosyolojik ve kültürel farklardan söz etsek müthiş bir hayranlık, inanılmaz bir şaşkınlık ve merak duyarlar. Yüz, iki yüz yıl önce ise söyleyeceklerimiz asılsız iddialar hatta büyücülük gibi gelebilir. Projeksiyon gibi bir eşyayı üç yüz yıl önce kullansak bizi üstün bir insan, başka bir gezegenden gelen uygarlık, ve yine büyücü gibi görürler. Demek istediğim bizim mucize dediğimiz şeyler zamanımızın, göreli algımızın ve aklımızın kavrayamadığı şeylerdir fakat sandığımız gibi 'mucize' olmayabilirler. Burada mucizeden ne anladığınız da önemli. Bir bebeğin enkaz altında 15 gün hayatta kalması mesela, akıl almaz gibi geliyor değil mi? Belki de insanın hayatta kalma içgüdüsünü hafife alıyoruz, belki de eksik veya yanlış biliyoruz. Belki de sadece iyi niyetimizden inanmak istiyoruz.
Belki de sadece iyi niyetimizden kandırılıyoruz.
Aldatmak, kandırmak, kullanmak... Alçak insanların oyunları bunlar. Vicdanlı biriyim fakat onları affedecek kadar değil, en azından bir bedel ödenmeli, bir ders çıkarılmalı. İğrenç denecek insanlara bile tahammül ederim ama onlara edemem. İki dünyada da yakanız bir araya gelmesin. Cehennemde görüşeceğiz.
Sayonara🌑




Yorumlar
Yorum Gönder