Yalancı Bir Bahar

Geldi çattı yine sonbahar. Çaresiz, takatsiz bıraktı yine bizi ayrılıklar. Uzaktan uzaktan el sallıyor yaz günleri. Ayrılık vaktidir bu ay. Gidene mazi, kalana yara olur.

Kavuşmak için ayrılmak mı gerekir? Hiç kavuşamadığını bir insan özler mi ki? Hani o mutlu yaz günleri, neredeler şimdi?

Ben seni Ay'ın Güneş'i özlediği gibi özledim. Ama sen bana bin gecenin bir sabaha döndüğü gibi dönmedin.

Solacak günler çiçekler gibi. Mazinin gözyaşları zehir gibi. Solduracak çiçekleri, ayıracak kalpleri hiç ayırmamış gibi.

Hiçliğin ve boşluğun içinden bir gül doğdu. Varlığı boyunca sayısız yıldızın ve evrenin doğup ölüşünü gördü. Hiçbir evrende biz yoktuk, sadece birbirini arayan iki ümitsiz âşık vardı. Hiçbir evrende karşılaşamadılar. Hiçbir evrende kavuşamadım seninle. Ama her evrende birbirimizi aradık. Sayısız kez yıkılışımızı, sayısız kez yeniden ayağa kalkışımızı gören gül, ağlamaya başladı. Kendi gözyaşlarının acı tadıyla ilk kez açan gül, ikimizin de kalbine birer diken sapladı. Bir gün kavuşmanın ümidi ve yüreğimizdeki acı bizi bir arada tutacak, ruhumuza kök salıp bizi rüyalarda kavuşturacaktı. Biz her kavuştuğumuzda gülün güneşi olacaktık. Gözyaşlarına gökkuşağı olacaktık. Çölüne yağmur, baharına açan çiçekler olacaktık, olamadık.

“Öyle biri yok.” ve “Umarım bulursun.” gibi sözler duyuyorum. Ah, rüyalarım kadar hissettiklerim var içimde. Bilselerdi seni ne kadar sevdiğimi, ona da imkânsız derlerdi. Belki zihnimin oyunlarından biriydin, belki de kalbime sığınan bir melek ama ben bu şüpheyle yaşayamam sevgilim. Artık ayrılık vakti. Çocukluğumdan beri ayrılmadığın düşlerim, artık sadece hislerimin katili. Seni aradığım bu yolun manzarası bile senin kadar güzeldi. Sana imkânsız dedirten bu dünyaya lanet ettim her gece. Seninle olduğum rüyalardan uyandığım için kendime lanet ettim her sabah. Yalnızca bir rüya olduğun yalanıyla yüzleşmekten harap düştüm kiraz çiçeğim. Yine de geceleyin yaralarımı sarmanı beklerim. İşte böyle bir sevgi benimkisi. Ne kadar düşersem düşeyim daima gökyüzünü izlerim.

Yolda bıraktım kalbimi. Savurup attım taş gibi. Hayallerime ihanet ettim. Artık kalmadı ümidim. Bıraktım artık hayal kurmayı, umutsuzca seni aramayı. “Aramayı bırakınca çıkar karşına.” derler ama ruhumun en derin karanlıklarında bile güneşim olmanı beklerim.

Artık hayalim yok. Umutsuz pençelerin ve sonu çıkmaz sokakların avuçlarında sessizce yok olmayı bekliyorum.

Yalancı bir baharda yaşlanan yaprakların ölüp gidişini izliyorum. Vaveylalarımın yıl dönümünde bir sigara daha yakıyorum. Sararıyor dünyam, ağarıyor saçlarım. Bir tütün ağacının altında zamanın akıp gidişini, o gece zamanı geriye sarmayı ne kadar istediğimi düşündüm. Bir kâbus bu kadar gerçek olamaz, olmasın. Bütün bunlar beynimin bana korkuyu iliklerime kadar hissettiren yalanlarından biri olsun istedim. Kâbuslarım hiç bu kadar gerçek olmazdı. Aylar geçti gitti, bizi yalnız bıraktı çiçekler. İçimdeki korkuyla birlikte o geceki hiddetli yağmuru da unutabilmeyi diledim.

Hislerim, hissettiklerim, ihtiyarlaşan kalbim ve umutla baktığım hayallerim neredeler şimdi? Her zaman olduğu gibi yalnız bıraktı beni.

Alıştım artık yalnızlığa, durmak bilmeyen yağmurlara, bitmek bilmeyen ayrılıklara. Bu yaralarla barışsam da güçlendiğim kadar da cansızlaştım. İnsanlar asla öldük mü diye kalbimize sormaz, yalnızca ritmine bakar. Keza, insanın içinde öldüğü kadar öldürdüğü hayallerini de kimse umursamaz, yalnızca bakar ama görmez. Yaşamak çok yaş, yaşadık çok yaş. Yine süzülür yanaklarımdan yağmurlar.

Ağlayamıyorum, canımı yakmak isteyen her olay beni sadece biraz daha duygusuzlaştırıyor. Ağlasam rahatlayacağım ama yapamıyorum, kalbim artık kendini çelikle kaplamış gibi; kırılacak gücü kalmamış. Böyle bir kördüğümü çözmeye ne seninle olduğum rüyaların gücü yeter ne de benim gücüm. Bu yalancı rüyaların içinden rüya gibi bir gerçeğin çıkmasını ne sen istersin ne de ben beklerim.

Sayonara hayalimin çiçeği.

Elveda🌙

Yorumlar

Yorum Gönder