Vazgeçtim

Depresif Adamın Hayatı.

Vazgeçtim.

Kader hayalperestleri sevmez. Olmayacak yola dağ koyar, aşılmaz. Ne yapsan, ne etsen bulutlar sana küstüyse bir kere, güneş bir daha açamaz.

Sarıl yokluğuma sıkıca, hiç bırakma. Alışacaksın günler battıkça. Solup giderken hayallerim, ıslanacak gözlerin yaşlarınla.

Geliyor muyum aklına?

Kaç dolunay daha var aramızda?

Sevilmek istiyorum. Her şeye rağmen sevildiğimi bilmek istiyorum. Arada saçım okşansın, yerimin doldurulamayacağı söylensin, yokluğum birkaç günde unutulmasın istiyorum. Elbette, iyi biri olmak yetmeyecekti. Fakat bir insan olarak, savaşmak için yaşamaktan ziyade yaşamak için savaşmalıyız. Ben en son ne zaman insan yerine konuldum?

Dalga misali yükselip alçalan hayatım sonunda dibe çöktü. Gemi misali battı, üstümden okyanus geçti. Son zamanlarda her şeyi mahvettim. Ben depremden önce de sonra da hiç iyi değildim. Pek çok şey hedefledim, pek çok şey hayal ettim. İstemek başarmanın yarısıdır derler ya, her şey yarım kaldı. Bir mücadeleydi hayat, benimkinin son bulmasına ramak kaldı. Bir başarısızlık silsilesi. Bir yağmurlu gece. Bir varoluş mücadelesi ve bulutsal bir intihar. Soğuk bir yalnızlık. Aysız bir gece. Göğsünde bir boşluk. Sessiz bir çığlık. Aldığın nefes seni boğmak istercesine yok oluş. Soluğun kalmayana dek bir yardım eli ararcasına umutsuzca haykırış. Yolun başında dediğim üzere “Yine de bu kadar depresif olmak istemiyorum.” Zihnimde, kafamın içinde, beynimdeki her sinyalde çelişkiler var. Düşüncelerim yeni bir hayattan farklı bir intihara kadar tutarsızca hareket ediyor. Bozuk bir radyo misali anlaşılamayan sözler ve cümlelerle dolup taşıyor. Islak bir kitabın çürümüş sayfalarının bulanık ve solmuş yazılarını anlamaya çalışıyorum. Bu boş ve karanlık zihinde sözlerim düğümlenirken kendimi anlamaya çalışıyorum. Ah şu bozuk plak gibi çalan beynimi, intihar seslerini ve hayata karşı acınası derecede kayıtsız kalışımı bastırabilsem neler söyleyeceğim.

Bir çizgidir hayat. Bir yol... Kaderin iplerinde cambazlık yapmaya benzer doğru yaşamak. Düşersen kaybedersin yolunu. 

Gün sonunda, güneş batarken evine dönüyor olmanın verdiği huzur ve mutluluk... Keşke kıymetini bilseydim desem de biliyordum. Biliyordum her günün batacağını, her daim o huzurlu yere varacağımı ve bir gün her daim dediğim şeylerin son kez olacağını. Ama biliyordum ki her gecenin ardından bir güneş doğacak, her yıkılışın ardından yaratılış kopacak ve her sonun bir başlangıcı olacaktı. Hayat değişerek devam etmeliydi. Hayatınla gurur duy, karanlık olduğu kadar aydınlığı da var. Yarın bir gün şu anki hayatın ulaşılmaz da gelebilir alçak da. Hayatı özel kılan da bu, hiçbir gün öncekiyle bir olmayacak.

Bu gece eski, üzücü şarkılar dinledim. Arada bir üzgün hissetmeye ihtiyacım var. İçimdeki duygulara ara sıra gün yüzü göstermezsem güneşi göstermezler bana. Bazen yalnızca köşeye çekilip kendime alışmam gerekebilir, bunun için insanları kendimden itebiliyorum. Pek sevmediğim bir huyum olsa da yalnızlığa bir defa alışınca bağımlısı oluyor insan. Belki başka çaresi olmadığından belki günahkâr olduğundan. Beni böyle çaresiz, böyle güçsüz kılanlar utansın. İnsanın, sözlerin bıçaklardan daha acı ve kırıcı olduğunu bilip de konuşması ne büyük bir erdemdir. İnsanlar ne der diye düşünmeyi uzun zaman önce bıraktım. Kadere hiç inanmadım. Kendi seçimlerim ve sonuçlarımın beni götüreceği yeri bekliyorum. Kaçınılmazdan kaçmaya çalışmak yalnızca korkakların işidir. Hayat, planları sevmese de yaşamak zorundayız. Yoksa, değil miyiz?

Sen ve ben, yemyeşil bir çayırda bembeyaz bulutları kovalardık neşe saçarken. Hayat daha renkli, daha canlıydı o zamanlar. Ağaçlar daha uzun, çiçekler daha güzel, çimenler daha yeşil, gök daha maviydi. Zaman geçtikçe gözümüzden renkleri, kalbimizden neşeyi çaldılar. Aldılar, yaktılar bütün hayat sevincimizi kül olana dek. Küllerimizle oynadılar, gülerek küstahlıklarına maruz bıraktılar. Her şeye rağmen senin gözlerin güzelliğini hiç kaybetmedi.

Bak, güneş doğuyor. Gece son buluyor. Yıldızlar ışıltısını gözlerinden mi aldılar? Gözlerimdeki ışıltıyı kaybedeli yıllar oldu.

Bu hafta üçüncü kez tekrardan İskenderun'dayım, yas tutuyorum. Yasla yaşıyorum. Yasla kahroluyorum. Zamanın ve dünyanın acımasızlığı karşısında değişmiş iki insanın, iki güzel hatıranın ve bir aşkın dökülen yapraklarına şahit oluyorum. Bu şehirde yaşadıklarıma ve bu şehirde bir kadının yaşattıklarına yas tutuyorum. İskenderun'a her gelişimde o ağacın altında oturup bir sigara yakıyorum. Ben oradaydım, biz oradaydık, ben mutluydum ve sen de gülüyordun. Geçmişte yaşıyorum, belki bunun kahrını çekiyorum fakat gelecekte ışık görmüyorum. Anı yaşıyorum. Geleceği düşünmüyorum. Gelecek olan gelir, gidecek olan gider. Fakat geçmişte mutluyum, geçmişte huzurluyum. Geçmiş de olsa en kıymetli günlerimden biriydi. Hayır, biri değil, en kıymetlisiydi.

Yaşadığım değil, şahit olduğum şimdi denen anların sigara gibi kül olup yanışını, zamanın ne çok hor ve lüzumsuz harcandığını büyüyünce anladım. Dünkü manzarayı yarın da beklersen bugünkü gün batımını kaçırırsın. Ölüme gün sayarsan hayatı kaçırırsın. Hangi yaşta olursan ol tadını çıkar, bir daha o yaşta olmayacaksın.

Bu gece bir hayalden vazgeçtim. Bir rüyadan, imkânsız bir hayalden ibaret olan birinin bu aşağılık dünyada var olabileceğine dair inancımdan vazgeçtim. Daha doğrusu kaybettim. İnancımı, ümidimi yitirdim böyle bir insanın var oluşuna. Bunca yıldan sonra inancım kalmadı. Bir hayaldi ve kırılarak değil, kırarak kalbimi yok oldu. Bitti. Duygularımdan biri daha intihar etti. Gömdüm onu ve onunla olduğum bütün rüyaları. Kahrolası toprağa verdim onca mutluluğu ve hayalleri. Aldı karanlığın en derinliklerine, bana hiç ait değilmişçesine. Milyon yolun sonunda hiçbir yere vardım. Hayat gibi, değil mi?

Hayallerimden bir gemi yaptım, bıraktım gözyaşlarımdan oluşan bir okyanusa. Batsın istediği kadar. Hayal kurmuyorum artık. İçimdeki çocuğu öldürmek zorunda mıydın hayat? Öyle saf öyle masum bir çocuğa nasıl kıydın hayat? Al katlettiğin bütün duygularımı, hayat dediğin sadece bir mezarlık.

Beni bilmez yas. Beni tanımaz. Hiç oturup konuşmuşluğumuz yok. Ben öyle yeni şarkılar sevemem, oturur kadeh dinlerim gün boyunca. Hep aynı şiirleri dinler, aynı dizileri izler, aynı insanlarla vakit geçiririm. “Hiç bıkmaz mısın?” derler ama insan sevdiğinden öyle kolay bıkar mı? Güneş hiç yüzümüze bakar mı? Yüzündeki meyusiyetten için yanar mı? Yanar mı?

Bak, gün batıyor. Güneşe veda et.

Sayonara🌙

Yorumlar