Hayattaki Denge Ve İçimdeki Karanlık

Hayattaki Denge Ve İçimdeki Karanlık.

20 Yıl.

Aşk. Bütün duyguların altüst olduğu, heyecan verici ve dehşete düşüren her duygunun aynı anda yaşandığı, beynimizin bizi aptala çevirdiği durumdur âşık olmak. Âşık olmak öyle bir şey ki insanın aklıyla dalga geçercesine hayal kurdurur.
Aşkın bittiği, şehvetin aşk zannedildiği bir devirde aşktan kaçan, aşka hasret, aşka âşık tek insan ben miyim? İnsan isteyerek âşık olamaz. “Bir bakarsın ve olmuşsun.” derler. Kalbini, ruhunu, zihnini, hayallerini, umutlarını, zamanını, hayatını, günlerini, gecelerini hatta rüyalarını feda edersin. Âşık olmak hem öyle tatlı hem de öyle acı bir duygudur ki, verdiği bütün heyecanı, tutkuyu, mutluluğu, canı ve canlılığı geri almasını da bilir. Aşk, insanı deryalardan deryalara sürükler. En tatlı acılardan biri de aşk acısı. Hiçbir duygunun ulaşamadığı derinliklerde kesikler açar, yaralar, hırpalar insanı. Aşk, güle benzer, kokusuyla büyüler, dikenleriyle keser. İnsan mutlu olmak ister, ilgi görmek ister, sevmek ister, sevilmek ister. İnsan pek çok şey ister de bazen hiçbir şey ile yetinmek zorunda kalır. Ve aşk, uğra bir gece hayatıma; bir gül, bir şarap ve iki dal sigara bırak masamda. Bir dalını sana, bir dalını yokluğuna yakayım.

Aşk, çık karşıma ve söyle, “Ben yalan değilim.” diye. Bile bile kanayım patavatsız yalanlarına. Tokuşsun kadehler, içmeliyim bu gece.
Vuslatıma divaneyim, yalanına biçare.

Aşk defteri kapalı, belki de hiç açılmadı.

Bu yollar, dağlar, taşlar kendiliğinden açılmadı. Elbet bir hikâyesi vardı.

Hayattaki mutlak denge ellerinde.

Ay ışığına perde çektim bu gece.

Yağmur yağıyor. Her ne kadar yağmurdan nefret etsem de yere düşen damlaların sesini, havadaki o 80'ler hissini ve ıslak toprak kokusunu sahiden özlemişim. Hayat da böyle bir denge içerisinde değil mi? Hiçbir şey mükemmel olamaz, olmamalı. Her ışığın bir gölgesi, her güzelin bir çirkinliği, her gülün bir dikeni olmalı. Kusursuz olmak da bir kusurdur. Kusurun değil, doğrunun peşinden gidilmeli.

Geçen iki yılın her ama her günü ceza ve kâbustan başka bir şey değildi. Acı ve kederimle boğuluyorum artık. Hiç bu kadar, bu kadar, bu kadar nefret etmedim hayattan. Kahrolası şu dünyada huzurdan zerre kalmadı. Geçen her gün başka bir işkence. İnsanlardan nasibimi aldım. Artık merhamet yok, canımı yakan, kalbimi kıran, sevgi dili savaş olan herkese elveda. Hayat artık bir savaş ve ben... Son bir kez daha yenileceğim sana. Son bir defa ölümle burun buruna geleceğim. O gün kendi sonumu kendim getireceğim.

Can nedir? İnsan nedir? Vicdan, tevazu, nezaket, merhamet... Hepsi yıllar öncede kalmış. İnsanların kalbinden uçup gitmiş. Kalıntılarını da kül etmiş.

Boyun eğdik yalnızlığa, yüce bir güç karşılığında.

Kaos ve sükûnet içindeyim. Dâhilik ve delilik arasında bir yerdeyim.

Soyutlaşmak, bir intihar yoludur. Dünyayla arasına bir çizgi çeker insan. Ve gerçeklikle bağlarını koparır. Sorsan yaşıyorum der insan ama öldüğünün farkındadır. Soyutlaştırırsın kendini yavaşça tüm dünyadan. Uzak bir adaya yelken açarsın. İnsanlara karşı kayıtsızlaşırsın. Önce korkar, sonra da huzura ulaşırsın. Meğer ne çok arbedeye göğüs germiş, ne çok yorulmuşsun. Epey de yalnızlaşırsın. Varlığınla yokluğunu sorgular, gün geçtikçe yokluğa karışırsın. Silinirsin insanlardan.

Var olan her şey evrenin dengesine uyum sağlamak zorundadır. Terazinin bir ucunda hayat, bir ucunda ölüm var. Varlık kusursuz bir denge içinde olmalı. İyilik ve kötülük... Var olan her şey bu terazide ağır basmamalı. Hayattaki her şey uyum içinde olmak zorundadır. Doğanın acımasız kuralları... Hepsi bir uyum içinde olmalı. En güzel şeyler bile dozunda olmadıkça zehirdir. 

Korkudur her duygunun kâbusu. 

Yalnızca aklımı bulandıran, kalbimi solduran bir rüyadan, bir yalandan ibaretsin. İnanmak istemesem de...

Ve yıllar sonra hâlâ anlatmak, içimi dökmek, cereyanıma yenik düşmek istediğim onca şey var ki...

20 yıl... İlk 10 yıl bulanık bir rüya gibiydi. Sonraki 5 yılda dünya çok değişti. Evimde tanımadığım, bilmediğim insanlar vardı. Aile diyorlardı. Birbirini seven, koruyup kollayan, her anında yanında olup destek olan insanlara deniyormuş. Benimkisi farklıydı, o tanımadığım insanlar birbirini sevmektense tahammül ediyordu. Sürekli kavga edip nefret kusuyorlardı. O zaman anladım, biz aile değildik. Aynı yeri paylaşan birkaç yabancıdan ibarettik. Hiçbir zaman bir bağ ya da sevgi hissetmedim. Benim için bir yabancıdan farkı olan tek kişi annemdi. O da en derin yaramın sahibi. Sonraki 5 yıl bir savaş verdim. 15 yıllık bir bebekliğin ardından hayata karşı ilk adımlarım için bir savaş verdim. Hayata karşı koşmak istedim. Bebek adımları atarken uçmak istedim. Ama hayat bana hayatta acele edilmeyeceğini en acı şekilde öğretti. Hayat beni düşürmedi ama düşme korkusu verdi. Düşeceksin dedi. Ve geçen son yıl sahip olduğum her şeyi benden aldı. Aile dediğim o yabancıları, bir de gerçek ailem olan arkadaşlarımı, düşlerimi, geçmişimi, geleceğimi, ümitlerimi, azmimi, yaşama isteğimi... Hayat her şeyimi aldı elimden. Heba edilmiş 15 yılın ardından ben artık 5 yaşındayım. Son 5 yıldır yaşamak için savaşıyorum. Savaştığım sürece var oluyorum. Bak gör hayat, ölmedim, ama yaşamıyorum da. Bugün bana depresif diyorlar, ben gerçekleri söylüyorum. Seni anlatıyorum hayat. Bana zulmettiğin, arzu ettiğim güç için beni güçsüzlükle sınadığın her lanet günü hatırlıyorum. Ben çoktan öldüm, mezara girmeyi bekliyorum. Kazanana kadar ölmeye devam edeceğim. Elinden geleni ardına koyma hayat, her öldüğümde daha güçlü bir şekilde dirileceğim, ta ki...

Her şeyin bir sebebi bir de bedeli var. Ben bu yıl bir savaş verdim, hayatın bedelinin yaşamak olduğunu anlamak için.

Burası benim mezarlığım. Ve ben burada, 20 yaşımda öleceğim. Ölüp ölüp dirileceğim. Toprak yoldaşım olsun, topraktan gelen arkadaşım. Gök sırdaşım olsun, yağmur kederimin fısıltısı. Gece ruhdaşım olsun, ay gözlerinin parıltısı. Ve o, yağmurlu gecemin ıslak toprağında yeşeren bir gözyaşı, ruhumun uçsuz bucaksız karanlığında solmayan bir ışık, bitmeyen bir rüya ve her defasında güzelleşen bir gün batımısın. Her ömrüm sana ve sana giden milyon yola varsın. Ama unutma, ben senden vazgeçtim. Hayalimde mükemmelsin, mükemmel olduğun için hayalsin.

İyi ki doğdun Emre, sen bu dünyaya savaşçı olarak geldin, biliyorum ki her zafer yenilgiyle başlar. Bir gün bütün acıların, mutlulukların son bulacak. Her gün bir adım daha...

Kiraz Çiçeği'nin Aşkı Ve İçimdeki Savaş'a dek Elveda🌙

Yorumlar