Söz
Söz
“İyi misin?” asırlardır sahiden sorulmasını umduğum soru. Öylesine kibarlıktan değil de, bir anne kucağı şefkatiyle. Ama asırlardır iyi olduğumu söyleyemem. Asırlardır sormazlar da. Ağlamak istediğim her an duygusuzlaşıyor ya da kendimi duygusuzlaştırıyorum. Ağlamaklı olduğum her an sessiz vaveylalar atıyorum. Duyan olmaz. Kendimi üzüyor, kendimi kırıyorum. Saran olmaz. Her şeyi mahvettikten sonra da kendime kızıyorum. Seven olmaz. Herkese gidin diyorum ama gitmemeleri, yanımda kalmalarını istiyorum. Kalan olmaz. Ve her zaman hayal kırıklığına uğruyorum. Hiç olmadı, hiç olmayacak. Olmuyor, olmuyor, olmuyor. Çekin kurtarın beni kendimden. Kendi sonumu kendim getiriyorum.
İlgi, sevgi, şefkat herkesin hakkı değil mi? Yalnızca, sarılabileceğim bir omuzda kederimi gözyaşlarımla anlatmak istiyorum. Çektiğim acıları içimden atmak, bütün burukluğum, sıkıntımı bir anlığına unutmak istiyorum.
Ben sanırım artık bir kalbe sahip olduğumu hissediyorum. İnsanları yeniden sevmek istiyorum.
İnsanları ruh gibi görmeye başladım son günlerde. Gözlerinden bedenleri boyunca uzanan renkli çizgiler gibi. Kimse varoluş şeklini seçmediğinden vücutları sadece ruhlarının, karakterinin taşıdığı bir et parçası. Görüntüye hiç önem vermedim. İçindeki çok değerli benim için.
Şizoid kişilik bozukluğu, insanlara karşı kayıtsızlaşma, duygusal sıfırlık, yalnızlaşma isteği vb. Birkaç ayda bir yaşadığım durum. Genellikle çok mutlu olduğum günün akşamında aniden gelir. İçsel çatışmalar, aşırı depresifleşme, duygusal karmaşa, yalnızlaşma isteği ve acı... İyiyim desem de iyi olmadığımı söylemem ne mümkün. Güçlü kalmalı, dik durmalıyım. Her zaman ama her zaman. Acılarım dışarıdan ufak gelir. Sözlerim kulaklara vız gelir. Gözyaşlarım zayıfça, yetersizliğim acınası. İçimizdekileri dökeriz bulutlara, döner bize hafifçe yağmurlarla. Bu yalnızlığı ben mi seçtim?
Dolunay yaklaşıyor. Tenime dokunan zarif ışığını özlüyorum. Soğuk kanımın üstüne düşen sıcacık bir örtü gibi sarıp sarmalıyor beni güzelliğin.
Sözüm var dinleyenlere, ruhumun ince ipliklerinden güller ördüm sizlere. Sevgimin sonu yok beni sevenlere. Sözüm geçmiyor kendime, hayattan ümidim olduğundan beri söndürmeden atıyorum izmaritleri. Ama sözüm var kendime, mutlulukla, aşkla uyuduğum bir gece bırakacağım bu illeti.
Düşerim, kalkarım. Dizlerimdeki yaralar en hakiki yoldaşım. Düşe kalka geldik biz bu yıllara. Şu vakitten sonra bizi yıkabilene ne âlâ.
Burada acılarımı anlatıyorum. Ben sahte değilim, kendi zayıflıklarımla barışıyorum. Kendimi, olduğum gibi kabul edip, kendimle değişmek ve gelişmek için savaşıyorum. Ama sanırım artık benliğimi kaybediyorum.
Bir sözüm var göğe ve toprağa: kendine saygısı olmayandan saygı, kendini sevmeyenden sevgi beklemeyin. Dünyayı değiştirmek kendinden başlar. Değişim olmadan gelişim de olmaz. Değişmek istemeyene dünyayı versen ne fayda. “Değiştiremediğin şeyi kabullen, kabullenemediğin şeyi değiştir.”
Bir yaprak dökülür avcuma. Sararmış, kırılgan bedeninle ellerimde can vermek için mi yaşadın? Cefâ mı, fedâ mı? Yoksa, aşk mı?
See you in the aisle. Till our next eclipse.
Sayonara🌙




Yorumlar
Yorum Gönder