Kefensiz Hayalim
Ah o eski anılar yanından bile geçmezmiş.
İsterdim ki...
Bahçendeki kedi, pencerendeki saksı, o çok sevdiğin İstanbul'un ışıl ışıl gecesi, geçtiğin yolun bastığın toprağında yeşeren çiçeklerin poleninde, baharda yazdığın şiirlerde, huzurlu bir sesin kulağına fısıldadığı nağmelerde, düşlediğin evin deniz manzarası olmak isterdim. Kokunu esirgeme Papatya.
Seninle olmak isterdim. Belki severdin eskisi gibi. Gitmeseydin, kalsaydın düşlerimde, kanasaydı sözlerim de... Severdim seni eskisi gibi. Kalsaydın o günkü gibi, sevseydin eskisi gibi, geri dönerdim belki. Elimde sigara, yüzümde sükûnet... Özlerim kendimi. Gözlerim de dolar kadehim gibi.
Her şey ve hiçbir şey eskisi gibi değil artık.
Gözlerini kapattığında ruhunu görmüyorsan yaşamanın bir anlamı yok. Yalnız kaldığında mutlu olamıyorsan senin bir hikâyen yok. Gün batarken umutları tazelemiyorsan, bulutlara ne yağmurların insanları ayırdığını sormuyorsan, göğe her baktığında yüreğinin O kuşunu duymuyorsan hayatının bir anlamı yok. Her şeyin sonu geldiğinde, güzel bir hayatım oldu, diyemiyorsan senin de anlamın yok. Kirli kalbin ile yalansız aşkıma dokunamazsın; anlayamazsın verdiğim onca savaşı, anlayamazsan yaşayamazsın temiz bir dünyada.
Kaçtım, yaşadım. Hayatım boyunca boynuma bağlı bir halat... Ama bırakmazdı yârenler gidip öleyim. Hayatın kenarından, yaşayıp gidenleri görüyorum. Ben de yaşayıp gitmek istiyorum. Soyut bir dünyada sıradan bir bulutum.
Gece 3 sularında, yıldızları saymaya çıktım. Âdeta senfoni gibi dinledim onları. Eğer duyabilirsen müzik her yerdedir: evde, sokakta, sigara içtiğin balkonda, ıssız bir adada ve hatta uzayda bile. Eğer arınabilirsen şu kirli dünyanın kirli insanlarından, duyarsın kuşların şarkılarını. Eğer dinlersen yıldızların nağmelerini, bulutların üstünden gelen arp seslerini, göçmüşlerin dileklerini, çiçeklerin nezaketini, ağaçların dertlerini, bulutların hüznünü, batan güneşin özlemini, âşıkların hasretini, sessizliğin huzurunu duyabilirsin.
Yüksekler dostumdur benim. Güneş battıkça hüznüm sarılır koynuma.
Gece'nin mavi pusu çöker sokaklara. Karanlık çöker gün doğarken ruhuma. Yanlış bir sokakta baş başa... Hayatının çıkmaz sokağıyım.
Ölmek istiyorum sadece. Bahane arıyorum belki de. Ne kadar dur desem de yüreğime, dinlemez, duymaz, kulak asmaz sözlerime. Yok mu şu derdime bir çare? Nafile... Gömmek istiyorum beni. Mezarımın başında yakılan ağıtları dinlemek istiyorum. Sebebi neydi ki bu vaveylanın, bu yağmurun?
Gün geçtikçe rüyalar anılarıma karışıyor. Artık ben sahteyim. Zihnimin oyunlarından biriyim.
Kör kalemin sivri ucu göğsüme dokundu, boynumu kavradı ve elimin üstüne saplandı. Ay mührünü kutsadı ruhuma.
Hayalim kefensiz gömülüyor. İşin sonu daima uyanmakla bitiyor. Benim de sonum yaklaşıyor. Gökyüzünde süzüleceğim günlere kanat çırparak yaklaşıyorum. Buluttan yastığımla huzur içinde uyuyorum; bir daha uyanmamak üzere son bir gece daha kalsan yanımda, sarılsam kollarına, buseler bıraksam dudaklarına son defa tutunurcasına, korkar mısın? Daldan koparcasına sarılsam rüzgâra, dalıp gitsem sonsuz rüyalara, kurtarır mısın beni bu kâbustan son defa?
Mevsimsiz bir adama bahar anlatılmaz. Yazın neşeyi, kışın özlemi, sonbaharda ayrılığı, ilkbaharda mutluluğu yaşamamış bir adama en sevdiği mevsim sorulmaz. Sağır bir adama hayat anlatılmaz, kör bir adama sevgi gösterilmez. Hayatın kanunudur bu.
Sayonara🌙
Bankai




Yorumlar
Yorum Gönder