Güz Akşamı

Ah...

Ne çabuk... Ne çabuk geçiyor zaman. Ne çabuk batıyor güneş. Akıp gidiyor hayat. Durmak, dönmek bilmiyor günler. Ah, unutturdu kendini mazi. Ben unutamam ki o günleri.

Koca bir sene daha yaşandı bitti. Belki de bizi hayat değil, yaşanmışlıklar bitirdi. Ölüme giden bir yolcunun yaşam arayışının 19. yıl dönümü bugün. Bir sonbahar akşamı gibi kırık dökük hissettiriyor. Bitap kalbimin ve harap zihnimin yola devam etmesi gerekiyor. Bir sigara ile kutluyorum yaşlılığımı. Yalnızlıkla saklıyorum gözyaşlarımı. Artık tek dileğim bu kalbin durması. Biliyorum, ne kalbim duracak ne de dünya. Bu duygusuzluğum ne zaman son bulacak?

Kanadı kırık bir kuşun uçmayı özlediği gibi çocukluğumdaki neşemi özlüyorum. Çocukluk arkadaşımla çıktığımız o küçük maceraları özlüyorum. O maceralardan önce bir yabancının bahçesinde oturup gökyüzünü izlediğimiz günleri özlüyorum. Her nefeste içimin coşku ve heyecanla dolduğu günleri hiç olmadığım kadar özlüyorum. Hayatın, yaşamanın içimi huzurla doldurduğu, attığım her adımda sanki hiç büyümecekmişim, sanki hayat hep yaz tatiliymiş gibi hissettiren o güzel günler yerini sorumluluklar, gelecek kaygısı, intihar arzusu ve karanlığa bıraktı.

Karanlıktan, yağmurdan ve gök gürültüsünden korkardım küçükken. Bir gece korku dolu bir kâbusla uyandım. Bir hafta sonra bir kâbus yaşadım. Küçüklüğümden beri annemin öleceği korkusuyla yaşadım. Ben bu dünyadan korkardım. Dünyanın karanlık tarafından korkardım. Bugün karanlıkta yaşıyorsam tek korkum korkmaktandır. Ölümden korkmam, sizin ölümünüzden korktuğum kadar. Bugün ise dünya sizi elimden almaktan korkar. Dünyanın sonunu görsek bile yeni bir dünya kurarız yaramızı bastıra bastıra.

Biz dertlerin en büyüğünü de yaşadık, mutluluğun bir zerresini de tattık. Önümüze çıkan her engele bir tekme de biz attık.
Bizim çocukluğumuz, hayallerimizle birlikte enkaz altında kaldı. Artık ölemem, gözüm karadır.

Ayrılık günlerinin ilk meltemleri efil efil esiyor.

Nedir bu dünyaya gelmeyi özel kılan? Kimdir o varlığıyla sevindirip yokluğuyla hayatı çekilmez yapan? Ben onlardan biri miyim? Varlığımın varlığıma hayrı dokunmazken bile, hayat kitabında sevilen karakter olabilir miyim? Kiminin hayatında figüranken kiminin hayatında baş rol olabilir miyim? Hayattaki yerimi, hayatımdaki yersiz ukteyi silip bulabilecek miyim? Nedir beni geçmişe bağlayan? Nedir beni mutlu olmaktan alıkoyan?

Bu dünyada var olduğum sürece ruhumu, sanatımı, huzurumu, sevgimi ve saflığımı koruyacak, koruyabilmiş olanları hayranlıkla karşılayacağım. Şu zamanda insanın aklına hakim olması ne büyük bir marifet. Aklı sıhhatli olana 40 kırbaç atmışlar, ses çıkarmamış. Deliye gül almışlar, dikenlerden ağlamış.

Ben gelemem hiç eylül, ekime; hazirana sığınırım. Tutamam mutluluğun elinden, yalnızlığa saklanırım.

Dünden kalan hüznüm bana yeter, artık ayrılığın üstesinden gelemem. Ne yara bandı dermanım olur ne de okşayamadığım saçların.

Hiç bitmesin dilerdim. Adını yazdığım duvarlar düşmesin isterdim. Âşık olmak, birini delilercesine sevmek isterdim. Artık tek dileğim huzurla uyuyabilmek.

Mumları söndürün, ümidim yok. Dilek tutmuyorum artık, yalanlara karnım tok.

İmkânsız hayaller de yalan değil mi aslında? Hayal dünyasında yaşayanların tek kaçış yolu bu değil mi? Güneş ve Ay gibiyim. Gün içinde belli olmaz hislerim, karanlığım hükmetsin diye geceyi beklerim.

Ömür denen yolu uzatmak boşuna sonu çıkmaz sokaksa.

Yaşlanıyorum. Gittikçe olgunlaşıyorum. Şarap gibi, yıllandıkça iyileşiyorum. Değiştim, değişiyorum, değişeceğim. Değişmeyecek tek şey geceleri içime oturup bira içen bir adamın özümde ne kadar yalnız olduğumu yüzüme okkalı bir tokat gibi vuruşu. Bir gün elbet sana derman bulacağım ihtiyar.

Hayat bazen insana “Hayat ne olursa olsun güzel, yaşamak güzel.” dedirtebilirken bazen de insana varoluşunu sorgulatabiliyor.

Bazen en aksiyonlu anlarda bile düşüncelerimde kaybolabiliyorken bazen ise hiçbir şey düşünmesem bile kendimi yoğun ve derin bir sükûnet içinde buluyorum. Kuytu köşede oturup huzurlu bir şekilde gökyüzüne, dağlara, bulutlara, Ay'a, ağaçlara, çiçeklere ve binalara bakmak çoğu etkinlikten daha nadide benim için. Duygularımı hiç yaşayamıyorum. Yalnızca huzur hissedebiliyorum. Kim bilir, bir yıl sonra da böyle olacak mıyım? Beni arıyor olursanız kuytudayım.

Yaşam savaşının başlangıç yıl dönümü anması, bana her seferinde giderek yaşlandığımı, geçen her senenin hem ne kadar uzun hem de ne kadar kısa olduğunu hatırlatıyor. Belki hayatımın baharındayım belki de güzünde; belki maceram yeni başlıyor belki de yarın son bulacak. Pek çok insan son bulacağını göz ardı ederek macerasının tadını çıkarıyor ama benim yeniliklerdense sonlara bir sevdam var. Daima son sözler ve vedalar daha etkileyici olmuştur. Sizi, derinden etkileyen bir dönem biterken, karşınızda bilinmezlikler ve risklerle dolu bir yolculuk bekliyor. Her şey başlarken küçük, biterken yaşlı hissettiriyor.

Hissettiklerim kadar var oluyorum. Çektiğim acılar kadar güçleniyorum. Yine de iyi ki doğdun Emre. İmkânsız bir aşkın yasını tutuyorum ama iyi ki doğdun Emre. Sen âşık sanatçı, sanatını haykırdığın sürece yaşayacak, nidalarınla yolsuzları utandıracak, dünyanın bu hâlde dönüşüne kin duyacak, insanların bitmek bilmez kahpeliklerine rağmen savaşacaksın. İyi ki doğdun Emre.

Sayonara🌙

Yorumlar

  1. Doğum günün kutlu olsun emre, doğum günü insanin en özel günüdür ne olursa olsun neler yaşanmışsa yaşansın 365 günün tek bir gününd bile olsa özel hissetmek ister insan, herşeye rağmen hayata tutunmanı tebrik ediyorum sen kendinde gördüğünden çok daha fazlasısın yeteneğini, duygularını daha doğru yerlere harcarsan emin ol daha mutlu olacaksın ay ışığı kadar oarlak güneş kadar sıcak çiçekler gibi renkli denizler kadar coşkulu bir yıl olsun, iyi ki doğm
    uşsun. sayanora..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder