Hiçbir Yere Milyon Yol

A million roads to nowhere

Sana ve seninle olduğum yıllara uzanmayan bu yolda attığım her adım, kendi sonuma yaklaştığım, sensiz değil, bensiz bir dünyaya yelken açtığım kısa ve acı dolu bir yolculuktur. Bu yolda güvenilmez, sadakatsiz, kalpsiz, vicdansız ve merhametsiz insanlardan ebediyen uzak bir hayat süreceğim.

Yanımda olup bana inanacak insanlara ihtiyacım varken, yolumda taş olup gönlümü kıracak insanlardan medet ummayacağım.

Dursun bütün saatler seni gördüğüm anda.

Gözlerinle baş başa sonsuza kadar...

Gözlerinde bir evren var keşfedilmeyi bekliyor içindeki yıldızlarla.

Gerçekleşiyor tek dileğim gözlerin gözlerime baktığında.

Kalbim, hislerim kadar atar oldu son zamanlarda. Belki bir nefes alsa aşkının huzurunda...

En olur olmaz anlarda bile hep aklımdasın.

Yalnızlığımla bir başıma yalnız sokaklarda astım ceketimi bir yağmur damlasına. Ama dayanamam saçlarının ıslanmasına.

Acı bir pişmanlık değil ama yokluğunda yanaklarımdan damla damla yağdı yağmurlar.

Bir yol daha var... Ve bir yol daha... Bir yol daha... Ölüme giden milyon yolda yıllarca anının, hiçbir yere varamayan nafile uğraşların ve sonlarca bilinmeyen rastlantıların arasından gamsız gamsız ilerliyorum. Doğarken ağlayıp ölürken gülen bir insanın gözlerindeki acı dolu pişmanlığı, kederi, çileyi, kahrolmuş ve mahvolmuşluk hissini, umutsuzca bir ışık, bir güneş arayışını ve kendine attığı her adımda karanlık bir okyanusta batarmışçasına kayboluşunu bu dünyaya borçluydu. İşlediği günahların bedeli mi buydu, yoksa bu günahlar insanlığın boynunun bir borcu mu?

Saniyeler, dakikalar; dakikalar, saatler oluyor. Günler ve geceler, haftalar oluyor. Aylar, mevsimler sular seller gibi akıp gidiyor. Seneler, ömürler bitiyor. Geçmişi değiştirmek artık neye yarar?

Beyaz pamukların üstünde bir mavi cennet var. Uçur beni dağlara. Kara gözlerimin altından bir yaş akar. Götür beni yarınlara. Yıldızlar kadar uzakta, yalnızlık kadar yanı başımda, geçmiş gitmiş günlerin, ayların, yılların ardından hasret ve dargınlıklarla nihayet ayrılmış yollar. Fakat yine sana çıkmaz sokaklar, seni bekler rüyalarım.

Korkuların, kâbuslarından uzaklara bir arpa yol boyu alarak kaçamazsın. En âlâ yalnızlık bendedir başa çıkamazsın.

Göklere anlatsam seni, gözlerine götürür mü beni rüzgârlar?

Sırtıma dağlasam sevgini, yıkılır mı bu omuzlar?

Keşke bir defa bile olsa sarılabilseydim çocukluğumla. Gezdirip sallasaydım salıncakta. Keşke hiç farkına varmasaydı gerçeklerin. Keşke hiç büyümeseydi. O tatlı yüz ifadesini, paha biçilemez gülüşünü, gözlerindeki sevinç ve mutluluğu hiç kaybetmeseydi. Hep vursaydı içindeki coşkuyu minik kalbinden taşarcasına. Hep öyle kalsaydı. Hep minik bir maceracı olsaydı.

Hayat, keşkeleri yirmi geçiyor. Hayal kurmak için artık çok mu geç?

Her sabah seninle uyanmak, uyanır uyanmaz sana seni anlatmak isterdim. Günüm seninle aysın, seninle batsın isterdim. Seninle doğmak, seninle ölmek isterdim. Güneş, gözlerine baktığımda doğsun, gözlerin gözlerime bakmadığında sönsün isterdim. Gece vakti dudaklarına gökyüzündeki yıldızlar kadar buseler kondurmak isterdim. Çiçek gibisin sevdiğim, zarif ve narin. Melek gibisin sevgilim, saf ve güzel. Tanrı aşkına böyle bir kalp ile nasıl var olabilirsin! Bir hayali ancak bir deli böyle sevebilir. Ve o deli benim, sevgilim. Sen bir hayalden, rüyadan öte, gerçek olamayacak kadar güzelsin. Bendeki bu aşk ise daha gerçek olamazdı sevdiğim. Belki çok şey istedim belki bunları istemeye cüret etmemeliyim.

Bir damla sevgi götürür nefretimi uzaklara. Bir kadeh içki düşündürür beni yarınlara.

Sayonara🌙

Yorumlar

Yorum Gönder