Zihnimin Oyunları I
Ay ışığında huzurla...
Sanatçı Ruhun Ay Işığı...
10 Haziran, Pazartesi| Gün 1: Bu gece gökyüzünde Ay'ın en sevdiğim hâli var.
Kararlılığımın son kırıntıları da hayallerimin kırılmasıyla birlikte bir umutsuz esintiyle uçup gitti.
Kıskançlık haseti getirir, haset düşmanlığı. Aptal insanlar için bu böyledir. Sahip olamadığı şeyleri bir başkasında görünce gururu, öz saygısı zedelenir. Öz saygısı bu denli kırılgan olanların, geçmişte birçok kez kırılmıştır. Bazı hislerle baş etmek göründüğünden zordur. Yokluktan doğan hisler hep daha güçlü olmuştur. Acının sebebi mutluluğun yokluğudur. Nefretin sebebi merhametin yokluğudur. Kıskançlığın sebebi ise tamamen yokluktur. Birinde olup da sende olmaması... Bu kimi zaman maddi kimi zaman manevi kimi zaman da varoluşsaldır. Varlıklı bir ailede milyonların sahip olmak için ömrünü verdiği şeylere sahip doğmak veya kimileri uzun ve dolu dolu bir hayat yaşarken kimilerinin doğduğu günden itibaren zulüme ve acıya maruz kalıp kısa ve acı dolu bir hayat yaşaması gibi. İnsanoğlu, doğayla iç içe olduğu günlerdeki vahşetini bugün dahi kaybetmemiştir. Kötülük dediğimiz her şey insanın kâh mental kâh fiziksel olarak hayatta kalma içgüdüsüne zarar verecek şeylerdir. Kötülüğün kaynağı insanın doğasından kaynaklanan içgüdülerdir. Hırsızlık, kin, aldatma, yalan, açgözlülük, haset, kibir, nefret... İnsanın kötülük dediği şeylerin hepsinde birinden çalınır ve diğerine fayda sağlar. İnsanlar bir toplum olarak hayatta kalmayı sürdürebilmek için kendi hayatta kalma içgüdüsünü bastırmak zorunda kalmıştır. Bunun sonucunda hak ortaya çıkmıştır. Günümüzde insanlar, insanlara hak ve imkân vaat ederek hırsızlığı sürdürüyorlar. Acınası ve alçakça bir düzen. İnsanoğlu belki de hiç var olmamalıydı. İnsanlar, insanları kötülükten mani tutmak için onların içgüdülerinden, korkularından faydalanmıştır. İnsanlar, yok olmakla ve zulümle korkutulup, kötülük dediğimiz içgüdüleri bastırmak zorunda olmayacağı zamanlar ile kandırılmış ve hâlen daha kandırılıyor olmaktadır. Bütün bu kaosa göz yumanlar, bu kaostan faydalananlardır. İçgüdülerin bastırıldığı, kötülüğün yokluğuna teşvik edildiğimiz şeye "ahlak" diyoruz fakat günümüzden yüzyıllar önce ahlak kavramı farklıydı. Sahibine itaat eden bir köle ahlaklı, erkeğine itaat etmeyen bir kadın ahlaksızdı. Zenginler fakiri ezer, yükselmesini engellerken insanlar isyan etmesin diye kadının köleden farkının olmadığı zamanlarda koyulan kurallara da ahlak deniyordu. Ahlak değişebiliyorsa, evrimleşebiliyordur. Bu yüzden, en ahlaklı tanımı benim Tanrı kavramıma uymuyor. Ahlaktan daha güvenilir bir şey varsa o da içgüdülerini kontrol edebilen bir insanın vicdanıdır. Her insan kendi muhakemesini önce vicdanıyla vermelidir. Vicdansız bir insan eğitilmeli, arındırılmalı, infaz edilmeli ya da köle olmalı. Din ise bu noktada devreye giriyor, insanları vicdan sahibi yapmak ve kötülüklerden uzak tutmak gerekiyor. Dinin şahsi emeller için kullanılması, o dine zarar vermez fakat üzerinde kullanılan insanların hür iradesiz, kullanılmaya meyilli ve yobaz olduğu anlamına gelir. İnsanlar dine inanmayı seçebilir fakat o yolun yoldaşları benzer olmak zorunda değildir. Birçok insan yokluk ve zulüm korkusundan inanırken yalnızca bir elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar insan vicdan sahibi olduğu hâlde inanıyor. Fakat vicdan sahibi olmak için de din gerekmiyor.
Sayonara🌙




Yorumlar
Yorum Gönder