Ruh Ve Beden

Sonbahar akşamları bir başka oluyor. Eski yazılarımı okuyorum her gece. Meğer ne çok yol katetmiş, ne çok değişmişim. Değişim hayatın ahenginde saklı.

Yeryüzündeki bütün çiçekler seni kıskanır. Şarkılarım hep seni anlatır. 

Bu gece düşündüm biraz. Yalnız başıma karanlıkta oturdum ve düşüncelerimle baş başa durdum. Derin konular konuştuk. Geçmiş, geçmemiş, gelecek, gelmeyecek, kalacak ve gidecekler hakkında küçük bir münakaşa. Ve sonra dedim ki: “Hayatın sonsuz ihtimalleri arasında sadece birine tutunmak, ata binerken seni tepmemesini ummak ile aynı şey değil mi?” Hayattan beklediklerin, hayatın sana verdikleriyle uyuşmadıkça giderek azalacak. Azalacak ve azaldıkça daha mutlu olduğunu fark edeceksin.

Kaderi tersine çevirmek için kendinden vazgeçmek, hayatından, sevdiklerinden, sevmediklerinden feragat etmek gerekir bazen hayatta.

İşler yolunda gitmiyorsa belki yanlış yoldasın belki de doğru yolda yanlış olansın. 

Hayatça yontulduktan sonra bile ait olabildiğin bir yer bulamayıp olduğun yere aitmiş gibi davranarak içindekilerden kaçamazsın.

Belki de kader, ne yapacağına değil, başına nelerin geleceğine denmelidir. Sonsuzluğun nehrinde savrulan bir yaprak gibi...

Çocukluğumun İstanbul'da geçen günlerini, uçağa ilk defa binişimi hatırlıyorum. Rüya gibi ama gerçek... Bir anlığına tüm kuşlardan daha yukarda olmak; bütün insanlığın doğup büyüdüğü, sayısız hayat hikâyesine, sonu gelmez bir kaos ve sükûnete sahip koca bir toprak parçasına yukarıdan öylece bakakalmak... Tarifi olmayan duyguların tercümanı olarak söyleyebilirim ki mükemmel bir andı. Gökyüzündeki saklı renkleri bulmak, bulutların üstünde olmak... Dünyadaki bütün aşk hikâyelerine şahit olmak kadar büyüleyici bir duyguydu. Ve İstanbul... Küçüklüğümün cennet diyarı... Kelimeler çaresiz kalıyor seni yazarken. Ne yazık ki eski güzelliğinden eser yok artık. Belki bir gün bir İstanbul gelir, fatihi ben olurum.

Aşk artık sadece bir oyun, bir ilham kaynağı, bir vakit kaybı. Aşk yalnızca bahane. Boş geçen günleri saymayı bırakmak için bir araç. Canımı yaksın diye kendimi attığım bir ateş. Aşk öldü, katili de bu dünya. Ve bu dünyada aşk artık zamandan kaçmak için sadece bir oyundan ibaret. Kısa süreli bir eğlence aracı. Çok yazık... Belki bir yerlerde hâlâ aşkı yaşayanlar vardır fakat ben onlardan biri değilim. Ve yıllar sonra bugün ben tekrardan âşık olmak için gökyüzüne bakıyorum. Hâlâ ümidim var mı? İmkânsızın peşinde değilim artık. Bir aile kurmak istiyorum, hiç sahip olamadığım sevgi dolu bir aile. Baba olmak istiyorum. Merhametim henüz ölmedi. Bugün ben, hayata karşı başlattığım savaşı kazandım. Ve yarın güneş benim için parlayacak.

Bugün burada kalemim kırıldı. Artık her duygu olması gerektiği yerde. Aşk yok, acı yok, mutluluk yok, mutsuzluk yok, huzur yok, huzursuzluk yok. Hiçbir duygudan ses yok. Hiç olmadığım kadar güçlüyüm. Ama artık ben, ben miyim? Canımı yakabilecek kimse yok. Kaybetmekten korktuğum tek şey kendim. Benim artık kaybedebileceğim bir şey kalmadı. Değer verdiğim her şey hayatımla çoktan vedalaştı. Artık kırılamam, çünkü kırılacak parçam kalmadı. Ama hayat durmadı. Yaşamaya, değişmeye ve gelişmeye devam ediyoruz. Ve ben bugün yaşamaya başladım. Başıma gelecek kötü olaylar bir zulüm değil, ödemem gereken bir kefaret ya da öğrenmem gereken bir derstir.

Kalbimi mühürledim ama duygularım sahte mi?

Gözlerime bak, onlar yalan söyler mi?

Yıllar sonra ben, çocukluğuma dönüp gururla bakabilecek kadar güçlüyüm. Kalbim ve Zihnim mutlak bir dengede. Ama neden mutlu değilim?

Ruhum ve bedenimle ulaştığım bu milyon yolun sonu, hayat kadar tekdüze bir gerçeklik oldu.

Sayonara🌙

Yorumlar