Kendin İçin Bir Evren Ol
İlk deneyimler çok özeldir. Okuduğun ilk kitap yıllarca kitaplara karşı bakışını belirleyebilir. İzlediğin ilk film de öyle. İlk kez hastaneye gitmek mesela. Hatta hastaneye ilk kez yalnız gitmek büyük bir adımdır. İlk arkadaşların ailen olur ve ilk ailen arkadaşların. İlk aşk çocuklukta, ilk öpücük ergenlikte gelir çoğunlukla. Çocukluktan sonraki ilk aşk ise bizim âşık olmak dediğimiz sendromdur genellikle. Delilercesine, hayatı pahasına, bir saniye bile ara vermeden onu düşünerek geçen günler ve gecelerce aynı kişiye vurulmak. Aşkın körlüğüdür bence. Ama insan büyüdükçe anlıyor aşkın hastalık olduğunu, özellikle de aşk dedikleri kısa ömürlü olduğunda. O deli aşkın körü dokunamaz gözlerime. O maskeli şehvet ve ardında yatan heves, kalbimin sığ sularında sonsuza kadar mühürlendi. Benim adım Emre. Adıma âşığım, adım da âşık ve bu sevgi bir heves değil. Saf, içten ama delilikle karıştırılmaması gereken bir sevgi.
Uzun lafın kısası, ilkler oldukça kıymetlidir. İlk aşk, ilk başarı, ilk yenilgi, ilk kez bir çiçeğin açışına şahit olmak gibi. İki kez yapamayacağımız tek şey yaşamak. Herkes ilk kez hayatta ve her gün yeni bir günü deneyimliyoruz. Kalan sayılı günler şıp diye geçiyor. Eninde sonunda gideceğiz bu diyardan, o yüzden olabildiğince tadını çıkarmak gerek. Acının da yalnızlığın da; mutluluğun da mutsuzluğun da tadını çıkarmak gerek doya doya.
Şafak söken gökyüzü içimi hasretle dolduruyor. Buruk bir nostalji, berrak ve bulanık hatıralar... Dünya mı daha güzeldi, yoksa biz mi güzel bakardık?
Saat sabahın altısı, birkaç sene evvel bu saatlerde okula gitmek için uyanırdım. Lisenin en güzel yılı hiç şüphesiz dördüncü senemdi. Gece ikiye, bazen üçlere kadar uyumaz, spor yapar, gitar çalardım odamda. Sabah yedi gibi, henüz güneş doğmamışken uyanır, bir iki saat eşek ölüsü gibi afallardım. Sınıfa girdiğimde her ne kadar yeni uyandığım için moralim olmasa da sınıfa ilk gelen Mehmet ile uğraşıp gülmek her zaman moralimi yerine getirirdi. Koca bir sene gülüp eğlenerek, ders çalışmayı bile eğlenceli bir hâle getirerek geçti. Yüzümde bir tebessüm ile ah çekmek yüreğimi burkuyor ama böyle güzel anılara sahip olduğum için mutluyum. O zamana dönmek için neler vermezdim? Hayatımın en içten kahkahaları hâlâ kulağımın içinde yankılanıyor. Şimdi fark ettiğim bir şey ise insanın yalnızken geçirdiği zamanın çoğunu aklından siliyor oluşu. Yalnızken geçirdiğimiz zamanın ne kadarını hatırlıyoruz? Tek başımıza yaşadığımız 'kaliteli' anların ne kadarı zihnimizde kalıcı bir yer ediniyor? Yoksa, insanın yalnızken geçirdiği zaman yokluğa mı karışıyor? Ya da yalnızlık insan aklını bir süreliğine yokluğa mı taşıyor? Sessizlik oluşunca kafasındaki sesi bastıramıyor insan.
“Issız yerlerde kendin için bir evren ol.”
Yıllar önce ıssız bir arazi fotoğrafının altında gördüğüm yazı. Yunanca sözlerden bir alıntı. Ben bunları yazarken güneş doğdu. Masmavi gökyüzü, önceki hayatımdan mı, yoksa çocukluğumdaki bir hatıradan ya da bir rüyadan mı emin olamadığım anıları hatırlatıyor. Bulunduğum, en ufak hareketimde sallanan ve kalbimin atışı dahi bütün titreşimleri hissettiğim yatak travmalarımı tetikliyor. Başını yastığa koyar koymaz ruhunun yorgunluğuna yenik düşüp uyuyakalan benim için artık huzurla uyumak bir hayal. Bugün de deprem oldu, korkuları tam unutacakken, uyumak hayal oldu. Şu yaşımda beşikte uyuyorum gibi. Yine de uyuyabilenlere iyi uykular. İyi uykular uyanmak istemeyenlere. İyi uykular gerçeklere gözünü kapatan herkese.
Aşk fedakârlıktı. Yıllar boyu hiç değişmedi. Aşk çiçekleri koparmadan koklamak, kuşları gökyüzünden koparmadan sevmekti. Ama insanlar arasında aşk meşk hikâye, yalan ve sahte geliyor artık bana. İlişkiler hakkında ne düşündüğümü anlatan ayrı bir blog yazacağım yakında. Artık hayat hayal meyalden çok uzaklarda. Asıl gerçek olan aşk değil, karşılıklı sevgi, saygı, şefkat ve nezakettir. Gerisi sadece içi boş beklentiler, sahte samimiyetler ve özbenliğe hakarettir.
“Yüzüme bak, bir sigara yak. Güneş'e tap, Ay'a kapak. Dolana dolana dumanı.”
Sayonara




Yorumlar
Yorum Gönder