Ruhun Yangını
Ruhun Yangını
Geçmişe, güzel günlere ve sizlere çağırıyor beni yıldızlar.
Aramızda kara bulutlar...
Ben de mutluydum bir zamanlar. Dipte başlamadım hayata. Ben de umutlu ve sevgi doluydum. Yüreğim yarıldıkça geceye kanadım. Mutluluğun içi buruk, celladı da suçlusu da bu dünya. Siz bilmezsiniz yuvasızlığın hissini. Hiç kaybetmemişsiniz ait olduğunuz yeri. Canımın parçaları hasretimle yanarken yangınımı görmemişsiniz. Yuvasızlık, çaresizlik, tükenmişlik tanıdıktır bana. Yine de bir gün aydın günlere kavuşabilecek olmamın sevinci içimi huzurla dolduruyor.
Bir umut, bir ışık güneş olur, kaçırır geceyi. Ben de bilirdim gülmeyi. Ben de bilirdim yaşamak gibi güzel bir nimetin değerini. Ben de gülerdim. Rüzgâr gibiydi mutluluk. Ben istemez miydim dört mevsim esmeyi?
Bir yıldız, ölenleri geri getirebilir mi? Tanrı'nın elimizden aldıklarını bize geri verebilir mi?
Bazı yaralar açık kalmalı. Acıttıkça yarayı yapanı anmalı. Bazen, ölenle ölünmeli. Bazen, acının tadı çıkarılmalı. Kana bulanıp figana varılmalı. Acı olmazsa mutluluğun ne tadı kalır ne anlamı. Gülerken ağlamaz mı insan? Hayat kadar nankör değil mi zaten gülüşlerimiz? Günyüzü gören her çiçeğin bir de gölgesi var. Kim bilir kaç gülüş sahte bu yüreklerde. Her insan bir yürek, bir hikâye nihayetinde. Yine de dikiş tutmayan yaralarına saygı duymalı insan. Tadında gülüp tadında ağlamalı. Yoksa, ne farkımız kalır gölgelerde saklanandan?
Kâbus gibiydi...
Tanıdık bir yüz; yol, sokak ve gök istiyor insan. Alışılmış, bağlanılmış olandan öyle kolay kopamıyor insan. Bir anlaşılma beklentisine girmeden yalnızca tanıdık bir omuz arayışına giriyor bazen insan. O tanıdığın, ağladığın omuzlar, yıpranmış pabuçlar gibi savurup atılmıyor. Yabancılaşmışsın her şeyden ve herkesten. Kendine bile yabancı kalmışsın. Öyle çok görüp öyle çok yaşamışsın ki içindeki çocuğa yabancı kalmışsın. Yaşlandırmış seni hayat. Yorulmuşsun, yıpranmışsın ve merheminden uzakta, yapayalnızsın. Koca bir kalabalığın içinde, ilk defa gökyüzüne yabancısın. Sen buradasın ama gönlün yanmış. Beni de yangınlara bırakmışsın.
Ev ait olduğumuz yerdir. Ev huzurlu olduğumuz yerdir. Ev dünyadan uzak bir âlemdir. Sevdiklerinden uzak düşmenin hasretine yabancı olduğun yerdir ev. Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş, dönüp dolaşıp varacağın yerdir ev. Ama ev her yerdedir. Bir o kadar da özeldir. Ev, kalbin attığı yerdir. En büyük hayallerini, sevip de kavuşamadığın birini, en derin yanını, en mutlu ve en acı günlerini anlattığın dört sıska beton parçasına ev deriz ya bazen. Bazen de boğarcasına daralır, rutubet düşer içine. Bazen gitmek istersin ama dönüp dolaşıp o enkazın altına girersin yine. Hayat da böyledir; seni bağlayan ve ayıran o halat artık ukte olmuştur ama bir gün çözüleceğini bilirsin.
Umutla kal. Mavi ol.
Ruhun yansın, kalbin mavi oldukça gök senin ruhun. Her gecenin bir perdesi var. Geceler, çiçeklerin açmasından korktukça doğan her güneşin bir fısıltısı var.
Güneşim ol.
Sayonara☀️




Çok güzel yazmışsınız.. kelimeler kifayetsiz :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim. 💙
SilKaleminiz gerçekten çok kuvvetli tebrik ederim
YanıtlaSilTeşekkürler... 💙
Sil