A Miserable Life
Acılar İçinde Geçen Bir Hayat
Ne yapsam olmuyor, halledemiyorum hiçbir şeyi. Tükeniyor, azmimle dostlara ilham veren ben artık hiç umut göremiyorum. Ben artık ilaçlarla ayakta duruyorum. Ama tek yapabildiğim ayakta durmak, onu bile son gücümle yapıyorum. Dünyanın şerrinden Ay'a sığınıyorum. Ay'ın karanlığına çekiliyorum. Hayatım bir gölgeye mağlup ve ben yıkılıyorum. Enkazımda rengarenk çiçekler açsın. Hikâyemi anlatsınlar ağaçlara. Yenilgimi anlatsınlar güz yapraklarına.
Bu dünya neden değer verdiğim her şeyi elimden almak zorunda? Belki de gücümün korumaya yetmediği her şey için dünyayı suçluyorumdur. Tanrı en zorlu imtihanları en güçlü insanlara verirmiş. Güçlü olmadığımı da, sınavımın pek çok insana kolay olduğunu da biliyorum.
Bu şehirden kaçmak için askere gidiyorum. Belki özlersiniz beni. Belki yasımı tutar, ağıdımı yakarsınız. Belki de ben sadece depresifim.
Askere gidiyorum. Anlatacak pek çok anı ve pek çok ilhamla döneceğim. Yokluğumda benim yerime “Kadeh” dinleyin.
Çocukluğumda gördüğüm rüyalarda hissettiklerimi bugün dahi hissediyorum. Bu hisleri kelimeler anlatamaz, bu yüzden şarkılar yapacağım. Ruhumdan, kalbimden geçenleri anlatan şarkılar yapacağım. O rüyaları, o gecelerin yıldızlarını anlatacağım. Gökyüzüne baktığımda neden ruhumu hissettiğimi anlatacağım sözü olmayan şarkılarla. Ve bir noktada seni anlatacağım sır gibi. Hayallerimdeki bizi anlatacağım. Bize, o ağacın altında, o bankta masmavi denizin karşısında kahverengi gözlerine, rüyalardan, hayallerden bile öte olan o ömre bedel gözlerine, bizi anlatacağım. Hiç var olmayan ve olmayacak olanları sayfalarca notalarla kadehime anlatacağım. Ve ardından görülmeyi bekleyen bir rüya, gerçekleşmeyi bekleyen bir hayal, kayan bir yıldız gibi gözlerini anlatacağım dünyaya. Saçlarını okşayan ay ışığın olacağım. Ve son defa buluşacağız bir rüyada.
Ah, uçmayı çok özledim. Bulutların üstünde saklanan renkleri görmeye ihtiyacım var.
Güneş doğdu, bu gece de uyku zehir oldu. Üzücü şarkılar dinleyip elimden kayan bir hayatı düşünüyorum. Hallederim sanıyordum, ne aptalmışım. Ne ahmakmışım! Aynaya bakamıyorum, kendi yüzüme bakmaya bile yüzüm yok. Aylar geçip gidiyor ama şu kara bulutlar başımın üstünden geçip gitmiyor. Neden savaştığımı bile bilmiyorum artık. Olmayacağını bildiğim hayaller kuruyor, acımı, kahrımı, depresif ve umutsuz karanlığımı saklıyorum gece olana kadar. Sadece günlerin geçip gidişini izliyorum. Ne anlamı var ki? Hayat benim yüzüme ne zaman güldü ki? Bu gece maskemde utanç pınarlarımı saklıyorum. Yarın umutsuzluğumu ve ertesi gün de mutsuzluğumu saklayacağım. Artık mutluluk gökyüzündeki bir yıldız ve ben de ondan milyonlarca kilometre uzakta bir cesedim.
Neden hâlâ devam ediyorum yaşamaya? Hiçbir zaman, hiçbir hedefini gerçekleştiremedikçe ne anlamı var ki? Ve bir yerden sonra son gücünle sarıldığın o ipi bırakırsın ya, artık pes etmişsindir. Artık içinde yaşamaya, yıkılacağını bildiğin hayaller kurmaya gücün kalmamıştır. Artık ne inancım ne umudum ne de mecâlim kaldı. Hiç gücüm kalmadı bu yolu gitmeye. Elimi kanatan o ipi bıraktım. Artık bu düşüşün, bu dibe çöküşün bir yükselişi olduğuna inancım yok. Bazen sadece düşersin ve bir daha düştüğün yere ulaşamazsın. Sonsuzluk kadar uzakta, yıldızlar gibi... Acınası bir zavallı duruyor karşımda, hiç bu kadar kötü olmamıştı. Yağmur hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Her adımında düşeceğini bilsen, ayağa kalkmak ister miydin?
Hayat riyakâr, ben cefakâr, insanoğlu günahkâr.
Belki her şey için çok geç değildir. Askerliğimden sonra çalışıp motor almak, kalacak evim olduğunda da müzik yapmak istiyorum. Şu hayatta mutlu olmak için tek istediğim bu. Hayatım boyunca çoğu konuda nerede durmam gerektiğini bilen birisi oldum, doyumsuz değilim ve mutluluğun dışarıda olmadığını biliyorum fakat insanın temel ihtiyaçları karşılanmadığında ve sürekli mental harbe maruz kaldığında mutluluk gökyüzündeki bir bulut gibi. Dokunamazsın. Yağmur yağar, dünyanın gözyaşları, yüreğim buz kesilircesine üşütür beni. Kış ayları yakın, kardan ev yapar, kardan odamda bi' sigara sararım. Beni bilen bilir, hiç sevmem rakıyı, bira ve şarap adamıyım.
Ah, güllerin şehri Isparta... Senden, sizden, her şeyden böylece kopup gitmek yüreğimde derin bir yara açıyor. Yıkılan odamdan sonra tek sevdiğim o topluluk odasında birbirinden güzel hatıralar biriktirdim. Yine, hayatımdaki pek çok şey gibi, sen de yarım kaldın Isparta. Gün geçtikçe nabzım azalıyor Isparta. Kalbimden geçenleri duyuyor musun? Seni hep Hatay'ın depremden önceki hâline benzetirdim. Sokaklarında farklı ama nostaljik bir his vardı. Meğer ben seni hak etmemişim hiç. Ben hiçbir yere ait değilmişim meğer. Kalbim bir mezarlık Isparta, ama ölen tek kişi benim. Mezarıma gülünü bırakabilir misin?
Öyle güzel dostlar edindim ki her birinin yeri ayrıdır gönlümde. Her bir anıyı da hatırlarım. Beni unutama Isparta. Güllerin solana dek beni unutma. Keşke o çeşmeden her gün içseydim de gitmeseydim senden.
Evim de yok kalacak yerim de. Kimse beni kabul etmiyor. Hiçbir başarısı olmayan zavallı bir adam oldum hayat. Sen sınavdın, ben kaldım. Beni buraya getiren bütün seçimlerim, sizi düş kırıklığına uğrattım. Kendimi yarı yolda bıraktım. Çocukluğuma verdiğim sözleri tutamadım.
Canım çok sıkılıyor bazen. Hiç geçmeyecek bir yara gibi... Ah o saf özgürlük hissi... Çekip aldılar hoyratça ellerimden. Zincire vurdular her köşemi. Çepeçevre sardı boynumu keder. Kanasın kana kana yüreğim, feryatları duyulmasın. Gölgede kalsın uykular. Güneşte yansın kaybolan yıldızlar. Rüyalar gösterirken kaderin açtığı yolu, gerçekler yaşatır bana asıl kâbusu.
Yapraklara çarpan ışık mazinin renklerini taşıyor gözlerime. Ah o gök, ah şu yıldızlar...
Ve sen, evet, bunu okuyan sen, mutlu yıllar dilemekten başka bir şey gelmez elimden. O sevdiğin ellerimi sallıyorum şimdi sana. Nostaljik bir sigara ve bir hoşça kal edasıyla el sallıyorum sana, aya ve dünyaya. Hoşça kal.
Hayat inişli çıkışlı derlerdi, hiç çıktığını görmedik ki inanalım. Sadece, o inişli yokuşları dostlarla katlanılabilir hâle getirirdik. Birlikteyken hayata yaşanabilir derdik. Sizler unuttunuz depremi, devam ettiniz hayatlarınıza. Sıcak yuvalarınıza döndünüz. Rahat uykularda rüyalar gördünüz. Haklısınız da. Kim olsa böyle bir felaketi unutmak isterdi. Ama ben unutamadım. Gecelerce uykusuz kaldım, günlerce kâbustan kaçtım. Ve bugün dahi devam ediyor baş dönmelerim, endişelerim, dertlerim... Geceler boyu ağlamak istiyorum. Doğan güneş gökyüzünü rengarenk boyasa da o nankör aydınlığa inanmıyorum artık. Gerçekler karanlıkta mı saklı, yoksa karanlıktan gerçekleri göremez mi oldum?
Bugün kendim hakkında bir şey fark ettim. Deneyimlediğim her şeye bir his veriyorum içimden. Tanıdığım insanlara, gittiğim şehirlere, yaşadığım yerlere, dokunduğum yapraklara hatta kokladığım çiçeklere ve daha pek çok şeye kendine has hisler veriyorum. Belki de bu yüzden artık hiçbir şey hissedemiyorum. Uzun aralardan sonra o hislerle karşılaşmak ruhumu okşuyor hasretle.
Pes etmek için çok mu erken? Ama ben çoktan pes ettim.
Sayonara🌑






Yorumlar
Yorum Gönder