It Feels Like I Start Over Again


Acıyı gösteren davranış. Diğer adıyla yas. 5 evreden oluşur derler fakat bazıları için sadece 3 evre vardır: Yenilgi, Acı ve Sorgu. Bilakis açılımıdır yas'ın. Bazıları öfke ile kabullenişe hiç dokunmadan mağlubiyet ve acı arasında gider gelir. Yanından bile geçmez kabullenmek. Bir türlü affedemez bir şeyleri. İçinde ukte kalır aldığı her nefes, boğazına tıkanır her lokma. Güneş sanki bir tokat gibi çarpar yüzüne. Öyleleri vardır ki ömür boyu mapus kalır sefalet içinde. İşte onlar var ya, onlar gibi olmayın. Dünya dönüyor, hayat devam ediyor diyenlere de kanmayın. Çok beğendiğim bir alıntı var: “Cenaze sizden çıkmadıkça helvası hep tatlı gelir.” Sonra sorgu başlar.

Kâbuslar görünceye kadar uyuduğunun farkına varmazsın. Uyandığında boğulduğunun farkına varamadığın gibi.

“Keşke bütün bunlar bir rüya olsa. Belki de kâbustur, birazdan uyanırım” diyorsun. Gerçekliğin önemini yitiriyor gözlerin. İnanamıyorsun olanlara, geri dönmek istiyorsun. Zamanı durdurmak, geri gitmek istiyorsun. Belki de hayatta hiçbir şeyi o kadar istemedin. O anlar katlanılamaz geliyor. Biliyorum, onca duygunun ortasında dibe çökmüş bir hâlde yaşamak... Kalbini söküp okyanusun dibine atmışlar ama hâlâ attığını hissediyorsun. Boğulduğunu hissediyorsun, değil mi?

“Acı olmazsa mutluluğun ne tadı kalır ne anlamı.” demiştim yıllar önce. Fakat bugünü anlamlı kılan nedir? Her günün yalnızca bir defa yaşanabilirliği mi değerli kılar bugünleri? Yoksa geçen zaman anlamın kendisi mi? Mesut ya da meyus ol, bunların hepsinin bir kez yaşanabilirliği onu anlamlı mı yapar, anlamsız mı? Baktığımız pencere, yön ve sahne bütün hayatımıza bir ithaftır bazen. Belki de anlamdır dilimizde dolanıp anlamsız olan. Bir mânâ bulamıyorsan hayatta, onu sen yarat. Çünkü hayat sana verilenden çok senin yaptıklarınla anlam bulur.

Aslında, beklentiler hiçbir zaman bitmez, yarın güneşin doğacağını bilirsin ama bu da bir beklentidir. Tıpkı ilham için yıldızlara bakmak gibi. Sahi, bakmak dahi bir beklentidir. Görmeyi, görülmeyi, bazen de duyulmayı, bazen ise iki gözle destanlar anlatmayı bir bakışıyla yapar insan. Bazen de bir bakışla âşık eder insanı, bazen bir bakış şiirler yazdırır insana. Duyulmayı, anlaşılmayı, görülmeyi bekleyen o gözlerde hayatın renklerini bulursun. Ama aslında hayatın tek bir rengi vardı, kahverengi. Bunlar bir çift göze mi, yoksa bu sabah içtiğim kahveye mi yazıldı? Kim bilir... Bunu okuyan sevgili dostlarımın akıllarına gelen kişiler cevaplasın hayatın rengini.

Ne yazık ki benim için hayatın rengi siyahtır son zamanlarda. Ne beyaz ne gri sadece siyah. Aysız gece gibi. Yıldızları cebime sakladım. Gök siyah, ruhum gibi. Bir zamanların eski bir Rus filminden çıkmış gibi. Hatta biraz kuru sonbahar yaprakları gibi.

Ah, o dağlarda esen soğuk rüzgâr... Bak, artık aramızda dağlar var. Söyleyin bana bulutlar, ben zayıf mıyım? Artık yağmur yağdırmayın ne olur, ben zaten sırılsıklam âşığım.


Sayonara🌙

Yorumlar