Last Desire

Merhaba eski dostum. Yıllar, aradan tozlu sayfalar gibi geçti, gitti.

Avucumdaki ıslak kum, zamanımızın tükenişini ve sona doğru kayıp gidişimizi hatırlatıyor. Maviye boyanan kumlar güneşin kırıklarını taşırken gergin bir esinti avucumdaki zamanı alıp götürüyor.

Dalgalar, dolunaya şiirler okuyor. Bir yandan dolunay doğarken öte yandan güneş veda ediyor. Turuncu bulutlar gece sularına teslim oluyor. Tekrar gölge olmamak için kaçıyorum. Kanatlarımın döküldüğünü fark etmeden uçup gidiyorum. Ne kadar uzağa gidebiliriz, bize umut taşımak için esen gece rüzgarıyla bilmiyorum ama gökyüzünde beni çağıran sese doğru ilerliyorum.

Bedenim demir aldı fakat gidemiyorum uzaklara. Yüzüyorum, süzülüyorum, üzülüyorum anılara.

Zaman dursun. Anılarda dolaşırken pencereye konan kuş olayım. Kendimi, seni, bizi göreyim son bir defa. Son bir defa mutluluk, gözlerimizden damlasın. Son bir defa, sadece son bir defa daha durdur zamanı...

Yüreğim göz yaşlarıyla doldukça bedenim ağırlaşır; uçamam, kavuşamam beni çağıran bulutlara. Kadehim ağırlaşırken ruhum hafifliyor. Göklere dokunuyorum güya. Şekiller çiziyorum beyaz ve siyah. Göğü tuvale anlatsam, bir gün bulutlar gibi ressam olabilir miyim? Veya yıldızlar gibi geceyi aydınlatabilir miyim? Ya da Ay gibi yıldızları kaçırabilir miyim... Kuyruklu yıldızlar gibi dileğimizi gerçekleştirebilir miyim? Ne dersin güzel saki, mucize yaratabilir miyim?

Kayboluyorum. Anı oluyorum. Göremiyorum; bedenim maviye boyanmış olmalı ki gerçek olanı ayırt edemiyorum. Mutlak huzur ve ölüm sessizliği gözlerimi yakıyor, koparıyor beni ait olamadığım bir dünyadan. Tek gördüğüm: anılar ve hayaller...

Soyut bir ben, soyut bir dünya...

Titreyen parmaklarımı notaların üzerinde gezdirdim. Buğulu anılar, zihnimde uzun bir yolculuğa çıkmış olmalı. Olmak istediğim hâllerim, yaşamak istediğim hayatlarım, unutmak istediğim anılarım gözlerimin rengine karıştıkça bu denli ölü bakışlara sahip oldum. Umutsuzluk, sükûnet ve güçsüzlük ellerime zincirlenmiş bir hâlde iken tek arzuladığım ölümün kendisiydi. Ne aşkın ne de yalnızlığın gücü yeter beni kurtarmaya.

“Dünya, bizi durdurmak istercesine dönüyor.

Çok uzaklardan naif bir koku, sokağın köşesinden sürükleniyor ve haykıran tanıdık bir ses duyuyorum.”

Şarkılar bile sen gittikten sonra yüzüme bakmaz oldu. Ama eski dostuma kavuşmamın ardından mutlak bir huzura erdim. Fakat nedendir bilinmez, ruhum hiçliğin ortasında mahsur kaldı.

Senin gibi olmak isterdim, eski dostum. Rengimi gökten almak, huzurumu evrene yaymak isterdim. Ay doğarken yakamoz açmak isterdim. Ay ışığı son damlasına kadar tükenince mehtabımla süslenmek isterdim. İmkânsız bir sevda bizimkisi.

Mürekkebim kanıma karıştı fakat sözlerim ile umudum tükendi.

Anıtım; öldüğüm ve sevgisini öldürdüğüm kalplerde ruhumun izi kalsın diye var.

“Senin kırılmış, katlanmış kanatların gökyüzü yüzünden yoruldu artık.

Hiç kimse için gülümsemem gerekmiyor, kendim için gülümsemem yeterli.

Tatlı sesini duymak her zaman yaralamıyor. Onu içeriden engellemek için çok geç.

Zamanımızı geriye almak istiyorum, ama şans ve karma bana karşı.

Sözler yok, ama gözlerin söylemek istediğin şeyi saklayamıyor.”

İnsanlar günahlı doğar. Özgürlüğüne kavuştuğunda bile çarpışmaya devam eden sefil yaratıklar: hür oldukça günaha boyanır, göğe yükselen kırık kanatlarla uçamadan öylece süzülür ve bulutlara toslarlar. Tanrı, göğü bizlere sakıncalı gördüğünden kanatlarımızı kesmiştir artık. Sırtımızdaki lekeye rağmen kötüyü arzulamak boynumuza biçilen giyotin olsa da insan günahlarından göğe saklanarak dahi kurtulamaz.

Yorumlar