Yakılan Anılar ve Ukte

Yakılan Anılar ve Ukte

Aradan geçen koca bir senenin ardından zihnimde yanmayan tek film şeridi, bir ağacın altında hissettiğim mutluluğun kanıma karışmasına engel olamayışımdı.

Söylenmemiş sözlerle birlikte kanayan bir ukde var içimde; unutmayı ukde eden bir yürekte ve ukde kalan sözlerde adın yazsın istemezdim.

Gecenin bağrı yanıyor.
Güller, nağmelerini tattıkça doğruluyor bir silah gibi lâkin kalbindeki üzüntüyü gördükçe soluyor; bana olan sevgin gibi.

Sigaramın dumanında...

Hiç bitmesin istedim. O günler sonsuz kalsın isterdim. Seninle geçirdiğim şiir gibi günlerden sonra, bu yıkık dökük harabede yalnızlığın ruhumdaki yükünü taşıyabilecek kadar güçlü olamadım. Yıllar boyunca yalnızdım ve yıllar boyunca bu yükü atamadım omzumdan. Ne omzuma atlayıp beni bu ukteden kurtaran ne de himmet eden olmadığında dahi sen bana güçlü kalmayı gösterdin. Öyle olmasa bile seninleyken güçlü kalabildim. Şimdiyse kaderin ayrıldığı yollarda düşen, sendeleyen, hırpalanan, dizleri kanayan ben oldum.

Hiç bitmesin isterdim. Zirvede bırakıp güzel anılarla terk etmek isterdim bu şehri, sonra da arkamı dönüp hüznümü, özlemimi tatlı tatlı yaşamak. Ölümü düşündüm bir vade. Takatsizce bağrımdaki ukteye aldırmadan, ölümü cezbeden sükûnetimi sol cebimde taşırken ve tabancayı alnıma dayarken ölümü düşündüm bir vade. Yanarcasına kaybolan anılarımı anka kuşuna benzetmeye, kopan yaprakları yara bandı ile birleştirmeye çalıştım. Engel olamadım dalların amansız kanayışına. Öperek onarmaya çalıştım, olmadı. Dudaklarım, ölümün tadını andırırken ne yapsam olduramadım. Belki de bundandı öptüğüm kızın sonbaharı yaşaması. Belki de bu benim son baharımdı.

Bugün bu lanetli dünyaya gelişimin 18. yıl dönümü. Bugünkü gökyüzünü yarına bırakmadan, dünü arayıp kaybolmadan görmem gerekiyor.

Sigaramın dumanı rüzgâra karışıyor. Kokun omuzlarımdan uçup gidiyor. Yüksek bir çukurdan yaprakları seyrediyorum. Bulutlara dokunuyor, yıldızları parmaklarımın arasında gözlüyorum. Bu gece Ay yok. Bu gece Ay'ın yüzüğüme dokunan ışığı yok. Belki bir dilek bahşedilir diye gözlerimi yıldızlı geceden ayıramıyorum. Dakikalar hatta saatler kum gibi elimden kayıp suya karışıyor.

Bu gece gözlerimden rüya akıyor. Şarap, viski, votka... Bu gece kadehler nafile. Yıllardır sarhoş bir zihinle düşünüyor, düşlerde kayboluyorum esasen.

Uçmak istiyorum. Bulutlar gibi süzülmek, yıldızlar gibi göz kamaştırmak istiyorum.

Kanatlarımı yere bağlayıp özgürlüğümü elimden aldılar.

Bugün benim doğum günüm “İyi ki doğdun!” ya da “Doğum günün kutlu olsun!” gibi dileklerden ziyade “Ölüme bir adım daha yaklaştın, tebrikler!” gibi sözler duymak daha mest edici olur sanırım. Ama yine de bu kadar depresif, umutsuz, tatsız ve heyecansız olmak istemiyorum. Hediyeler, iyimser dilekler veya içi çürük tavırlar arzu etmiyorum hiç.

Dünya'da var oluşumun 18.yıl dönümündeyim. Sanırım yaşlılığımın sevindiğim tek tarafı rahatça içki alabilecek olmam.
Bu kadar dramatize etmek mânâsız. Bir gün elbet yok olacağım. Bir gün elbet son kez gözlerimi kapatacağım. Bir gün elbet hayallerime kavuşacağım.
Yağmurlu bir gecede toprak kokan asfaltın üzerinde uyuyakalacağım. Toprağa karışana dek duru gözlere sahip olacağım.

Bu gece kadehleri küllüğümde kokusu olan anılara saydım. Bir anıt ya da anma değil bu gece... Yalnızca yeni bir başlangıcı, hayata atılışı, çiçekler koparıp koklayışı, bulutlar seyredip yalnızlığa yakınışı ve bir sayfa yırtıp yaprağı gök olan hayatımda bulutlardan sesler, yıldızlardan ünlemler, turnalardan mısralar yaratışıydı.

Ama ben değiştim, değişiyorum, değişeceğim. Sargılar dostum, yaralar hatıra olacak. Gökte Turnalar yüzecek. Gün batımını pembe bulutlar anlatacak.

Bu gece gökte pek çok yıldız var.

Yorumlar